2/24/2017

damla derya


küçük bir zaman diliminde
damla damla biriktim,
önce ben oldum
sonra biz...
ben iken damla idim
biz iken derya oldum...
bir yanım hep damla 
bir yanım hep derya şimdi,


2/18/2017

inan

inan!
anlamsız gürültün
bir zafer çığlığına da dönüşür,
birlikte
ellerimizle
aldığımızda seni!
köşe bucak dağıtılmış
şiirlerin aynı yerde derlenir
şarkıların aynı meydanda söylenir;
birlikte inanırsak
ellerimizle alacağımıza seni!

inan!
ellerimiz taş gibi
nasır bağlamış da olsa,
sevgi ile
aşk ile
umut ile dokunabilir sana!
kelepçeye vurulmuş ellerimiz
tekrar kalem tutabilir
tekrar şiir yazabilir
birliikte inanırsak,
ellerimizin devrim taşıdığına!


2/17/2017

zaman gidiyor


kendini bir odada
mahkum etmişsin,
kocaman yaşam deryasında
küçücüksün!
kocaman dünyada
daracık yaşıyorsun
odanda, kafanda, yüreğinde
bir şeyler kazanmak için
çok şeyler kaybederek;
anbean ölüyorsun!
Zaman;
geriden gelen
ileriye giden
ve tahammülsüz
ve acımasız
ve sonu ölüme çıkan
ve her birimizin eksiksiz
her birimizin ayrımsız
içinde olduğu bir yol.
Ya sen yolda yürüyorsun
ya da yol sende yürüyor
malumdan maluma
doğumdan ölüme
aydınlıktan karanlığa
varlıktan yokluğa
herkesle eşit adımlarla
gidiyorsun sende!
bir odaya mahkum etmişsin kendini
kendini helak ediyorsun
çık dışarı,
önce elinde kazandıklarına
sonra hayatta kaybettiklerine
iyi bak.


2/16/2017

çok sevmiyorum


30 tonluk bir kaya gibi
oturmuş üstüme hayat,
yaşıyorum tabi yaşamak buysa!
gelip gidenleri saymaya
günlerim bile yetmiyorken
hala benimle olanları
bir elin parmaklarına sığdırıyorum,
aslında onları da çok sevmiyorum
ama daha fazla yalnız kalmaktan
ölüm gibi korkuyorum artık...



2/13/2017

ölü çocuklar


bu güzelim toprak
ölü çocukların bedenlerini yedi
bu çirkin adamlar
bu toprakta buğdaylar ektiler yemek için!
Çerkesler balık bile yememişti
o soğuk karadeniz
yemişti diye ölü çocuklarını..
çocukların öldüğü;
hangi toprak
cennettir?
hangi savaş
haklıdır?
kim savunabilir;
ölmüş bir çocuk bedenini...
işte o alçaktır! 




velev ki çamuruz,
o zaman ruhumuz demek ki
demek ki içimizde bir tohum;
bu tohum
çatır çatır çatlar
güneşe doğru
milim milim uzar!
sıcağı izler
ışığı bulur!
kökümüz özünü
sımsıkı tutar!

kime ne!

ortasında atmışın
kimi için çok uzun
kimi için çok kısa
yürüyerek ve koşarak
bir çok şeye gitmişim
ne olmuşum
ne olmamışım kime ne?
uyuyarak ve dövüşerek
çok zamanlar geçirdim
ne kaybettim
ne kazandım kime ne?
bana ait bir ömür
eksik ve özensiz
sakınılmamış acıdan ve aşktan
bir adım geri durmamışım
korkarak kaybetmekten,
dibine kadar kaybetmişim
kaybetmeyi kazanmışım!
ne olacaktım
insan olamadıktan sonra
düşüncemi yaşamadıktan sonra
bedel ödemedikten sonra
kaybetmedikten sonra
ne olacaktim yani?
ne oldun ki sen?
banane!

2/11/2017

herkes bilir


kimse bilmez,
bir sınır kentinde doğdum ben
bu yüzden bir sınır koydum kendime,
ne ben geçtim o sınırdan
ne de birine izin verdim geçsin diye!
bir dağ eteğinde ilk okulum
bir duvarı uçurum
bir duvarı dikenli teller
ve dikenli tellerin ardında
asker, silah, kurşun!
kimse bilmez,
ilk yurtdışına
antakya'ya çıktım ben!
kayboldum,
asinin sıcaktan kavrulmuş yataklarında
yol buldum yürüdüm küçük çekmece'ye
o yolda ilk annemi buldum
kimse bilmez
ilk mehmet ile karar verdik biz
antalya'ya gelmeye
hüseyin ile, mustafa ile
ben onlardan önce geldim
onlar benden sonra hiç gelmedi
kimse bilmez,
antalya'yı sadece beachpark sanardık
televizyon da!
meğersem antalya bir tek orası değilmiş
dokumaymış, uncalıymış, şarampolmüş!
kimse bilmez,
birlikte üşürdük biz istanbulla
ve onun daracık sokaklarında
yeryüzüne taştım ben,
ellerimizi ısıtırken
kalplerimizi soğutmuşuz
kalp üşütmesini ilk istanbul'da tattım ben!










köpek gibi!


sen bir köpek gibi
peşimden koşmak için
fazla şişkoydun ama,
ben seni kırmadım.
hemde senin gibi;
                      korka korka
                      arkadan arkadan
zavallıca değil,
                     yüzüne baka baka
                     üstüne basa basa
köpekmişsin gibi
davrandım sana.
<***
***>
şimdi kuyruğunu
sıkıştırıp bacağına,
istediğin yerde fısılda.





rüzgardan rica!


ey rüzgar,
okşayıp geldin mi
kopup sürüldüğüm
güzel yurdumu?
Kafkas dağlarının
zirvesinden,
aşağı doğru dört nala
Çerkes atı gibi
durmadan,
taşıdın mı bana
kokusunu yurdumun?

sana bir damla gözyaşımı
ve sözümü veriyorum,
şimdi geri dön!
ve gözyaşımı yağmurlarınla
bırak,
sözümü şimşeklerinle yankıla:
sana dönmeden huzur bulmayacağım!

senin orucun


adını bir kağıda yazdım
yuttum mahkumu gibi amerikanın;
açım, aç;
özgürlükten daha  çok
adaletten daha fazla
elini tutmaya
sesini duymaya!
sana açım..
***
kalem kırılır sakat olur
hayat biter şiir olur
kime dokunsam nafile
kime anlatsam çaresiz
şiir de yetmez olur
ömür de!
bir ömür tuttum
senin orucunu;
benim de imanım budur!

salın salın salacak!


pahalı tepelikten aşağı
caddeden uzak
kalabalıktan ırak!
yapayalnız villalar;
eskimemiş ama
içinde hiç aşk yaşanmamış
hiç aç kalınmamış
hiç yarın düşünülmemiş
bu yüzden ölü!
ve içinde;
hiçbir şeye sahip olamadan
herşeyi satın alabilen
yaşlı değil ama
hiç aşk yaşamamış
hiç aç kalmamış
hiç yarın düşünmemiş
bu yüzden yalnız insanlarla!
Salın salın salacak
boğaza serin serin
ve alev alev korkuların
içten içten kurutmuş mu ruhunu
bir gün aç kalmazsan
ne bilirsin tokluğu?

el soru


aklımın hocasına
sordum;

nasıl bir alçak ki
yüz yüze bakarken
düşünüp-tasarlayıp
susmaktan
kilo alır durmadan?


2/08/2017

biz kurşuna değil,
biz umuda dayalıyız
sermayemiz para değil
hayalgücüne inanırız!
siz ölümü zafer gibi
ekranlara taşıdınız
ölenin bedeninde
bir kimlik aradınız!
ölü kim, ölen kim,
hangi millet hangi din?
sen böl parçala durmadan
her ölen benim kardeşim!
çocuklar, analar
gözyaşları, tabutlar,
ölüm için artarken
hayata azalır sayılar!

tır tır giden bombalar
sayıyla geri yoldalar
çarşaf çarşaf kadrolar
uçakla halkı vurdular!

ellerimiz yazdı diye
vuruldular kelepçeye
düşüncemiz özgürdü  ve yürüyordu geleceğe
unutmak mı? devrimciye hakarettir bilmelisin
yoldaşlarımız yolunda bir selam vermelisin  
Nartan bir tohum oldu ve artık kabuğu kırdı
topraktan göğe doğdu bir ışık buldu!
halkların kardeşliğinde can suyunu aldı
ve ölümsüzlük diyarında bir yıldız oldu!

elleri annesiyle, düşleri kardeşiyle

işte o, burada, bizimle

ne ben küçük dedim diye
küçüktür o,
ne sen büyük dedin diye
büyüktür..
ne kadarsa,
o kadar hacmi
milimden metreye
o kadar ağır
gramdan tona...
ve rengi
her renkten,
ve sadece beyazdan
ve biraz siyahtan
toprakta çatlamış tohumdan
göğe ulaşmış çınardan
ne ben yok dedim diye
kaybolur
ne sen var dedin diye
tek olur.

üçte ikiyken üçte biriz

sorsan bize
üçte ikiyken
üçte biriz deriz
ne çok olmayı severiz
ne de ayrı kalmayı birlikten..
sormadığın da kalsın,
bizi üçte üç yapıp
bir kasap oluyor
üçümüzü de kurbana çeviriyorsun,
kırılmaktan da öte halimiz
ahvalimiz can çekişmekken
feryadımızı dahi çok görüyorsun.

biz kimiz, neyiz


ne akın
ne karanın
silahı değiliz,
silahı olmayız,
silahı sevmeyiz biz!
hem akın
hem karanın
eşitiyiz,
kardeşiyiz,
barışıyız
adaletin nöbetiyiz biz!