Neden doğdum biliyorum artık

Neden doğdum biliyorum artık,
doğan güneşi izleyeceğim
güneşte ısınacağım
çünkü geceler çok soğuk
güneş depolayacağım gece için
çünkü geceler çok karanlık

Neden doğdum biliyorum artık,

ateşim ben, yanacağım
ve yakacağım yanarken.
Gece olanın karanlığını yakacağım
zorla tutanın ellerini yakacağım

Neden doğdum biliyorum artık,
insan olmalıyım
güneşe bakmalıyım
ateşi yakmalıyım ben.

Küfür Hakkı

Düz yollardan çıkıp
gitmek istiyorum uzaklara.
Yol vermeyen dağlarda
sarp kayaları aşıp,
yalnız kalmak istiyorum
kendime baş başa...
Kentin soğuk grisinden
süslü havuzlarından
yapma bahçelerinden
esir çiçeklerinden
ve bunlarla gözlerimi boyayan
beni avlayan sahte güzelliğinden
kaçmak istiyorum!
Ayağıma taş değmeyen bir sahteden
taşların üstünde yol vermeyen bir gerçeğe
ulaşmak istiyorum!
Düz yollardan çıkıp
sarp kayaları aşıyorum,
sadece şiir yazmak için değil
yaşamak için bir ilham arıyorum; yok...
Kentin soğuk grisi
ve insanın hastalıklı pisliği;
sarp kayaları benden önce aşmış
temiz nehirler çoktandır kirli
özgür çiçekler bayağıdır sakat
bakir ormanlara defalarca tecavüz edilmiş
yüce dağların içi çoktandır bomboş
ve
Şiirin burada küfür etmesi gerekiyor,
ama şair bu hakkı size bırakıyor

Susuyorsun, söyle.

Duymak istediğim her şeyi
kendime de söylerim,
sen söylemek istediğini söyle.
Bak bu doğan gün
sadece ikimiz için değil
ama ikimiz için de,
benim hatırım yoksa
doğan günün hatırı için söyle...
Kırılırsam kırılayım ama
söylemek istediklerinle kırılayım
sustuklarınla değil.
Sen susuyorsun
ve ben kırılıyorum;
bir ömür sustular bana
farklı insanlar dinledim,
sevdiğim insanlarda.
Kendilerini hiç duymadım
çünkü hep sustular bana..
Susuyorsun
ve ben kırılıyorum;
seni sende duymak istiyorum
seni başkalarında değil.
Sesinde hissetmek istiyorum seni,
hayal etmek istiyorum sesinde;
doğan günü ve bir ömrü

Aynı Bahçede

Aynı bahçede
yıllar sonra başbaşayız,
zaman çok şey vermiş ikimizede
öğrenmişiz belli ki;
bir çoğunu dostların,
Kaybederek kazandığımız birçok şeyimiz var.
Eskimişiz biraz
tazecik tenimiz de
zamanda kabuk tutmuş, kabuk çatlamış.
Nelerin geçici, nelerin kalıcı olduğunu
üstümüze de çizmiş zaman.
Her şeyin başladığı yerdeyiz yine
yine gözlerine bakıyorum,
gözlerin hiç yaşlanmamış.
Hâlâ bir güneş saklıyor içinde
havasına cemre düşmüş toprak gibi,
yeşermek üzere ama henüz yeşermemiş.
Aynı bahçedeyiz yine
bahçe biraz yaşlanmış,
belli ki bizden sonra bir aşk yaşanmamış bahçede.
Utanmıyor musun deme
utanılacak bir şey yapmadım
ama sen sorunca,
yinede utanıyorum.


matematik değil ömrümüz.

*/ matematik değil ki ömrümüz!
çocuk kalan yanımız var
hep kandırılmayı bekleyen,
inanmak isteyen yanımız var
her söyleneni dinleyen.
ağlamaya yatkın
gözleri temiz, temiz bakan bir yanımız var.
matematik değil ömrümüz
matematik değil...
iki artı iki eşittir birimiz var!
düşüyoruz hâlâ
belki kanıyoruz da düşe-kalka
ama hâlâ
düşe-kalka yürünecek bir yolumuz var.

içimdeki boşluk


nereden geldim buraya
bir bilsem,
ne arıyorsam burada
ah bulsam!
hava soğuk mu soğuk
yapraklar düşmüş ağaçlardan,
ağaçlar çıplak,
ağaçlar utanıyorlar mı acaba?
karıncalar çıkmıyor yuvasından.
ben buradayım! Burada!
içimde bir boşluk var
burada mı düşürdüm içimi acaba?


ninni gece


hep ilk geceleri özleyenlerin
son gecelere üzülenlerin arasında
bu geceyi tüm karanlığıyla
ve tüm ağırlığıyla
ne bir ilk ne de bir son olarak
uyutuyorum şimdi..
ninni gece ninni
uyu gece uyu
büyü gece büyü...


kuruyoruz

Gülüşünde yakalardım ömrümün baharını
kalbime saklardım, kalbim ısınırdı
aşk sanardım...
Tohumlarım çatlar, uzar
tomurcuklanırdı çiçeklerim
çok sevinirdim...
Yalancı baharmış gülüşün
hasta edermiş sıcağın,
çatlamış tohumlarım çürüdü
tomurcuk çiçeklerim kurudu...
mevsimle aynı yerde buluştuk şimdi,
o bana kuruyor
ben ona dökülüyorum!
ikimiz de soğuyoruz ve ağlıyoruz.


Bıraktım.

Bir kere ayrılmak
uslandırmadı beni!
Önce yüzünü bıraktım
sonra elini, yetmedi bana...
Yanyana yattığımız yatağı bıraktım
el ele gezdiğimiz sokağıda...
Birlikte gülüştüğümüz, öpüştüğümüz,
birlikte gökyüzünü düşündüğümüz;
İstanbul'u bıraktım!
hepsini sana bıraktım
ceketimi bile almadım..
Bıraktıklarım,
Biraz benim
biraz senin
biraz kimsesiz
Bıraktıklarım
Umarım yetti sana.


sen küçük çocukların katilisin.


sen o küçük çocukların
iyi bilseler de
kötü olan tarafısın,
sen o küçük çocukları
yaşıyor denseler bile
öldüren katilisin,
babasını öldürmediklerinin
annesini öldürmediklerinin,
kardeşini öldürmediklerinin,
arkadaşını öldüremediklerinin,
ve de halkını katledemediklerinin
hastalığısın, açlığısın sen!
sen o küçük çocukların
hasta sanmasalar da
hayatlarındaki mikrobusun,
canını alamadıklarının
aç bırakamadıklarının
hasta edemediklerinin
hayallerini kirletensin sen!
sen o küçük çocukların
adını ağzına alma,
birbirini vuran bu babaların
yetim kalan her çocuğunun
vebalisin, sebebisin sen!
sen bu çocukların
ölü çocukların
ölülerin çocuklarının,
ölümle büyüyen çocukluğun
kirli tek anısısın.


daha ne kadar

önce toprak mülkü olur milletin
sonra  millet devlet olur
devlet mülkü olur milletin,
sonra devlet millet olur
millet mülkü olur devletin.

artık oraya kadar eşitsindir
oradan sonra bir köle!

önce toprak etrafı sarılır
sonra millet mülke çevrilir
bir devlet nizamı yazılır
sonra hak teslim alınır
nizamı olur devletin adalet!

Toprak milletten önce ki toprak
insan devletten önce ki insan
hak nizamdan önce ki hak.
Bir tek sen farklısın artık
sen artık önceki sen değilsin!

Eğilebileceğin kadar eğilmiş
başını toprağa değirmişsin ama
yetmemiş ki sana,
gömüyorsun hala
başını toprağa!
daha ne kadar eğilebilirsin?
Sadece toprağını değil
sadece suyunu değil
aklını da çevirmişler nizamla,
sadece ekmeğini değil
sadece yorganını değil
seni de teslim almışlar!
daha ne kadar verebilirsin?
Kaldır başını da bak
bu topraklar senin de toprağın,
sen işledin, sen ektin, emek verdin bu topraklara!
bu sular senin de suyun,
hayat buldun, hayat verdin toprağa ve suya!
Yediğin her lokma senin emeğin
içtiğin her yudum senin alınterin!
Kaldır başını da bak;
daha ne kadar kör kalabilirsin?


uyan kardeşim

cehaletin elleri
kan içinde kan!
elleri benim boynumda
senin boynunda
bizim boynumuzda elleri.
kan;
çocukların kanı
kadınların kanı
gencecik insanların
dağın, taşın, doğanın kanı!
kanıyoruz dört bir yandan
kararıyoruz!
adalet kararıyor
hürriyet kararıyor
zifiri bir cehalet
eşrefimizi alıyor
bir nefret aşılıyor içimize
nefretin mahluku oluyoruz...
umut değil,
nefret ediyoruz yarından
nefretimiz hayata bulaşıyoruz
nefret ediyoruz yaşamdan...
uyan kardeşim
kalbini de aklını da uyandır
uyumanın  vakti mi?
kır cehaletin elini,
beni kurtar
kendini kurtar
bizi kurtar elinden.
çocukların, kadınların, gencecik insanların
dağın, taşın ve doğanın kan akıtan yarasına sarıl,
sarıl kardeşim!
beni de yak kendini de
aydınlat kardeşim!
nefreti yarından sök at
umut et kardeşim,
umut et!
"bir umudum sende,
anlıyor musun?"
anlıyor musun kardeşim!

sen insansın!

bu yaşadığın hayat
hani sımsıkı sarıldığın
geçmişinin mirasıdır sana
ve bu miras ki
nice bedelin üzerinde durur.

ne insanlık bedelsiz dikildi ayağa
ne tarlalar bedelsiz ekildi
ne şehirler bedelsiz bir günde kuruldu
ne de ülkeler!

yaşadığın bu hayat
geçmiş bedellerin bir mirası sana
elbette sımsıkı sarılacaksın, sarıl...
sarılırken unutma;
şehirler ruhsuz betonlardan ötesidir,
tokluk midedekinden fazlasıdır,
ve ülkeler sınırların da ötesidir!

sen insansın!
ayağa dikilensin,
tarlaları ekensin,
şehirleri ve ülkeleri kuransın.
sınırsız bir varlıksın sen,
hayata sımsıkı sarılırken
kendini sınırlama
mahkum etmesin hayat
seni açlığa!

bu dere.

bu dereden ne sular aktı
ne kışın dondu diye
ne de yazın kurudu diye
yok olmadı bu dere..
iyilere su olup hayat verdi
kötülere engel olup  geçit vermedi,
kenarında ormanlaşan ağaçlar
her bahar tekrar açan leylaklar şahididir!
bu dere, içinde akan suyun yoludur
ve su;
akar yolunu bulur!
köprüleri yıkar,
betonları patlatır...
bu dere 30 yıldır benimledir
yolumdur,
kavgamdır bu dere...

sen yoksun.

şimdi nereye baksam
sen yoksun,
içimden sökülmüş
toprağa savrulmuşsun sanki.
kırgınım,
sana değil kırgınlığım; hayata
hayattayım çünkü,
koşturuyorum karın tokluğuna...
sana ve sevgine acıkıyorum
sen yoksun,
senin olmadığın bir şiirin içinde gibiyim
noktayı virgülü dağıtıyorum!

Sen mayıs, ben kasım..

ekimde üşürken
mayısı düşünmek senin ki
oysa önünde kasım var!

ekimde üşürken
kasımı düşünmek benim ki
oysa sonunda mayıs var!

                        ne garip!

senin ki kasımsız bir mayıs
benim ki mayıssız bir kasım,
ikimiz de ekimdeyiz
ikimiz de üşüyoruz..
sen mi mayısla avunuyorsun
ben mi kasımla savaşıyorum; bilmiyorum!

ben ve ceza

Hangi ceza
benden daha büyük ceza bana
benden başka
hangi salak çeker beni?
kalbimde çağların acısı
zihnimde yarın kavgası
kalemim de bereket
ömrümde sefalet.
zar zor tahammül ettiğim dünyada
mutlu günlere şiirler yazıyorum,
çürüdüğüm zindanımda
hala çiçekleri suluyorum,
çiçeklerle birlikte çürüyorum!

etten kabir

dar sokaklarda
koyu bir derinlik
biz o sokaklar da
mezarlığa çevrildik;
bütün ölüler kalbimizde
ve biz de,
hiç kimse yaşamıyor içimizde
ama biz ölüyoruz.
sokağın koyu derinliğinde
etten bir kabiriz
bütün ölüleri
yüreğimiz de çürütüyoruz!

kirlisin

sesini duydum bugün
aynana çevirdiğin televizyondan,
senin sesin
en az kalbin kadar kirli...
sesinle kirlettin beni
ve de ülkeni!

yüzünü gördüm bugün
aynana çevirdiğin televizyondan,
senin yüzün
en az sesin kadar kirli...
yüzünle kirlettin beni
ve de ülkeni!

seninle kirlendik bugün;
içindeki bütün pislik,
televizyondan taştı evimize, sokağımıza...
sen ölülerimizi yıkacak imamlarla övün
biz seni yıkayacak adaleti arayacağız!


sonbahar için üzülme

bir şiirlik hüzün birikmiş yüzünde
yüzüne bakanın ömrüne sonbahar gelir, üzülme...
her ömrün bir eylülü olur, ağustosu siler
çiçekler ölür, tohumlar kalır; üzülme...
dağlar bir günde birikip dağ olmaz
ağaçlar bir günde dağları kaplamaz
tohumlar bir günde çatlamaz
bir günde çiçekler her yeri kaplamaz; üzülme...
nice sonbaharlar görmüş şu dağlar
nice ormanlar kurutmuş, çiçekler soldurmuş
yaşadıkları sonbaharlar kadar dağ olmuş; üzülme...
bu sonbahar geçecek, bir ilkbahar gelecek
kalbindeki tohumlar çatlayacak seninde
yüzünde güller açacak, eteklerini kaplayacak...
yaşadığın sonbaharlar kadar büyük bir dağ olacaksın,
Üzülme!

yeşermekti hayalim

kahverengi gözlerinde
düşlerimdeki bahçeyi gördüm hep,
bahçeye çiçekler ekip,
gözlerinde aşkı yeşertmekti hayalim.
yeşermekti hayalim yüreğinde,
bahçedeki çiçekleri evlat edinmekti.

her şeyden çok sevseydim

kendimi her şeyden çok sevseydim
her şeyle besleseydim,
mesela kışla;
buz olup donsaydım kendime
bahar arasaydım yeşermek için,
mesela bahar bulsaydım
sömürseydim, kurutsaydım baharı yaz olsaydım,
kollarımda ölen baharın sonu olsaydım
tekrar donsaydım buz olsaydım...

her şeyden çok sevmedim kendimi
kendimden nefrette etmedim.

biraz ömrümden yedim
biraz ömrümden verdim
kışla kış oldum, buz tuttum
baharları eridim nehir oldum:
biraz can aldım bahardan
biraz can verdim bahara,
su oldum, yolumu buldum.

Şairlerin kendileri

Ardına geçip bakına hecelerin
mum olduğunu anlarsın şairlerin,
ateş olup yakınca özlemlerin
yazılan her şiir, eriyen bir şairdir; geceleyin.
Savaşın ve barışın şiirleri vardır
aşkın ve nefretin olduğu gibi,
kalem tutan elleri şairlerin
silah tutan askerleri yenebilir,
nefreti öldürebilir
aşkı yüceltebilir
ve aşkı hece hece yüreklerinden söküp
insana, doğaya, ve sanata ulaştırabilir.
Şairin özlemi aşktır
aşkı; barıştır, insandır, doğadır, sevdadır.

aşkla yaşamak istedim.

Kadıköy'ün herhangi bir sokağında;
Kadınlardan önce, emekçilerden önce
Çocuklardan önce, adaletten önce
Afrika'dan önce, eşitlikten önce
Halklardan önce, özgürlükten önce
ilk başta kendimi unutabilirdim
ve bende aşktan ölebilirdim.
Aşkla yaşamak istedim ben;
adaletle, eşitlikle, özgürlükle
ve kadınlarla, çocuklarla, halklarla
ve emekle ve afrikayla birlikte
aşkla yaşamak istedim
aşkla ölmekten ziyade.

başkasından bekledi

yaşama bütünüyle aç
her renkten insan,
kendilerini aç bırakan eli
bir ömür beslerken;
bekledi.
Bir devrim
bir kurtarıcı
bir hareket,
bekledi.
Bekledikleri ne varsa,
besledikleri el tarafından katledildi.
Paris'te katledildi
İspanya'da katledildi
Taksim'de, Kızıldere'de
Sivas'ta, Suruç'ta
kat-le-dil-di.

insan açlığı

küçük bedenimde
büyük bir açlık var,
bütün olan-biten içinde
bir ben varım
bir de hayat.

hayatın içinde; insan
ve insanın şehri, şehirleri
ve insanın medeniyeti
ve insanın hasta bile olsa: geleceği...

hem hepsinin içinde
hem hepsinden özerk,
benim içimde
açlık;
ne şehri ne de medeniyeti umursamaz bir açlık
insan açlığı
doymaz şahsi bir hastalık.

insan insandan korkuyor.

insan insandan korkuyor
insan haklı,
insanlık katliam kokuyor

ne büyük zelzeleler
ne de patlayan yanardağlar,
ne taşan dereler
ne de yaygın hastalıklar
insandan büyük afet olmadılar,
insan kadar can almadılar,
insanlık kadar tehdit olmadılar.

insan insandan korkuyor
insan haklı,
insanlık cinayet kokuyor.

insan açlıktan yaşar mı

İnsan açlıktan ölür mü ölür
insan tokluktan da ölür, yokluktan da
insan varlıktan da ölür.
İnsan her türlü ölür, insan ölümlüdür.

Peki insan açlıktan yaşar mı?
Yaşarmış!
Karın tokluğuna boyun eğmeyip, yaşarmış
haksızlığa razı olmayıp, yaşarmış
midesi yerine onurunu doyurup, yaşarmış.

Nuriye olup, Semih olup, Ruslan olup
Ya-şar-mış!

Vücudunu günbegün eritip
mücadelesini büyüterek,
Ya-şar-mış.


hayalim

sen benim umudum olan nehrin
kenarında balık tutan avcının
yakaladığı balığın az önce yuttuğu kelebeğin
konmuş olduğu son çiçeğin
görmüş olduğu ilk güneştin.

çok özel değildin,
ama özeldin..

reklam güzeli değildin,
ama güzeldin..

kusur dolu yaşamının içinde,
beni kıracağın günün, ilk ışığını;
sabırla bekledim...

taş gibi kalbinde,
buğday gibi un olmaktı hayalim.

değişiyor herşey.



değişiyor herşey
ve bende içindeyim bir şeyin
bende değişiyorum herşeyle,
"sakalı çıkıyor yüzümün
 saçı dökülüyor başımın"
"zaman yolunda,
koşar adım yürüyorum"
bir önce de ölüp ölüp
bir sonra da doğuyorum
bir yol var, o yolu biliyorum
bir yol var, o yolu arıyorum.
 /
içimde tutabilsem zamanı
birikebilsem biraz,
su olsam, yolumu bulsam...

tazecik bir zamanda değilim


tazecik bir zamanda değilim,
insan her yere basmış
göz her yeri görmüş artık,
bütün hayaller kurulmuş
bazıları yıkılmış
herşey birbirine tanıdık
bir tek ben her şeye yabancıyım
tazecik bir zamanda değilim
sevdiğim herkesi sevmişler
üzdüğüm herkesi üzmüşler
yaptığım her şey yapılmış
kaçtığım her yer bilinmiş
herkes her şeyi biliyor
bir tek ben hiçbir şeyi bilmiyorum.
/
çok bilinmiş bir kaostayım
ta o düzeni yaşarım otuz yıl, 8 hafta
kalbim kanaya kanaya
gözüm ağlaya ağlaya;
bilmediğim bir şeyler arıyorum
zaman yolunda koşar adım yürüyorum.

Ulan Dünya


Duydum seni
ses ile sevdim
gördüm seni
göz ile sevdim
dokundum sana
el ile sevdim
inandım sana
kalp ile sevdim!

Ulan dünya
gerçek dünya
yürüdüm üstünde
üstümde gök ile
altımda yer ile sevdim!

Sevdim seni...

/*

seni benden
beni senden koruyorlar şimdi,
bak aha orada bitiyor betonlar,
bak işte burada başlıyor ağaçlar..
benim sana kavuşmam yasadışı
senin bana dokunman afet,
aramızda koca bir uygarlık var
beton bir iktidar yapmışlar da
aramıza koymuşlar
seni benden
beni senden koruyorlar haydutlar;
peki bizi haydutlardan kimler koruyacaklar? 
 
 
21 yüzyılın şehirden çıkmadan, apartmandan inmeden büyüyen; canlı olduğunu bilmeyen, bağını görmeyen, hissetmeyen, üretmeyen çocuklarına ithaf ediyorum.

Onlardan değiliz, onlardan olmayacağız


onlar küfür etti
biz türkü söyledik
onlar yasa çıkardı
biz şiir yazdık
onlar zulüm etti
biz adalet aradık
onlar hak yedi
biz ekmek böldük.

biz onlardan değiliz
biz onlardan olmayacağız
türkülerimiz, şiirlerimiz var bizim
umudumuz var, direncimiz var;
biz teslim olmayacağız.

Karanlıkta yanıp ışık saçan biziz
biz olacağız,
Sokakta direnen, dövüşen biziz
biz olacağız!
biz Türküz, Kürdüz, Arabız, Çerkesiz, 
biz biriz,
bir olacağız!
korkutanlardan değil
umut saçanlardanız biz
zulmedenlerden değiliz,
zulmedenlerden olmayacağız
haksızlık karşısındayız,
susmuyoruz; bağırıyoruz ve dövüşüyoruz
susan şeytanlardan olmayacağız!

Onlar ettikleri küfürlerle alçalacak
biz söylediğimiz türkülerle yükseleceğiz
onlar çıkardıkları yasalarla diktatör olacak
biz yazdığımız şiirlerle diktatörler devireceğiz
onlar herkese zulmederken
biz onlara içinde adalet arayacağız,
onlar hak yiyerek büyüyecek
biz ekmeğimizi bölerek çoğalacağız!

biz onlardan değiliz
biz onlardan olmayacağız
türkülerimiz, şiirlerimiz var bizim
umudumuz var, direncimiz var;
biz teslim olmayacağız.

120 gün


bir izi olur herşeyin
benim de izlerim var
senin de olacak,
izlerimiz kesişecek
bizim de olacak.
insan yaşarken öğrenir bildiğini,
bildiğiyle yaşamak isterken tekrar tekrar öğrenir;
hüzünü, sevinci, öfkeyi ve neşeyi
bir ömür de hepsi olacak!
benim de olacak
senin de,
kesişecekler; bizim de olacak.

Yaşarken öğreniyoruz bildiğimizi
bildiğimizi yaşarken tekrar öğreniyoruz zulmü.
Zalimler ömrümüzü, sevincimizi ve neşemizi yerken
biz hakkımıza acıkıp öfkemizi ve hüznümüzü yiyoruz;
Yüz yirmi gün geçiyor, tam YÜZ YİRMİ gün!
bencillikten, haksızlıktan, kötlülükten
sapkınlıktan, adaletsizlikten kurtulmak için tuttuğunuz
İftarsız, Sahursuz, Zulümlü, İşkenceli 4 Ramazan..

Artık şaire tek bir çare kalıyor anlatmak için;
Adaleti olmayan şair de olamaz
haksızlık karşısında susan da ŞİİR değildir.


Nicesinin şiiri

Nicesinin bir şiiri bile olmadı,
adına bir şiir dahi yazılmadı
kavgasını hiçbir şiir anlatmadı;
onlar yediler!
sırtlanın leşi yediği gibi
ömür yediler, göremeden!
eğilmekten yere değdiler
yer dayanmadı
yerin dibine bile girdiler eğilmekten!
oysa birileri daha vardı
azlardı,
ama yaşadılar onlar!
açta olsa,
açıkta da kalsa,
zulüm de görse yaşadılar;
dimdik yaşadılar eğilmeden.

yirmi dokuz bahar

art arda yirmi dokuz bahar yaşadım,

toprağı kokladım, suya dokundum ve rüzgarı dinledim
tüm bunlarla, güle ağlaya, düşe kalka; koşa koşa bugüne geldim.
ne dün kadar gencim ne de yarın kadar ihtiyar
hepi topu bugün kadarım,
bugün olduğum kadar cesur, 
bugün sevdiğim kadar aşık
bugün düşündüğüm kadar özgür.. 
art arda geçen baharlar dışımda koza kapladı
o koza bugünlere açıldı
hepi topu;
bugün uçtuğum kadar kelebeğim ben.


gece gibi karartılmış ömrümüzde
güneş gibi yanıyorsak
irademizdir,



Çok acayip demokrasi!

demokrasi yazıyor gazetelerde

şehitleriyle, sandıklarıyla
ölüleriyle, dirileriyle
kanlarıyla, kalemleriyle
de-mok-ra-si!
bir kişiye 40 kere deli demek gibi
bu ülkeye 40 kere demokrasi diyor
ne o kişi deliriyor
ne de demokrasi kazanıyor halbuki.
***
DE-MOK-RA-Sİ yazıyor gazetelerde
OHAL'de demokrasi
kandırıldık demokrasi
mühürsüz demokrasi!
çok acayip demokrasi! 




bir akşamüstüydü

aklımı bırakıp evimde
kalbimle çıkmıştım seninle,
sen akıldan ne anlarsın?
ben çektim yıllarca kahrını aklın! 
bir akşamüstüydü, seninleydim
akılsızdım, dışarıdaydım;
sen aklıma sorsan, sana emanettim
ben aklıma sorsam, zavallıydım..
sen emanetten ne anlarsın?
ben taşıdım senelerce 
anamın emaneti şu kalbi!
bir akşamüstüydü, kalbimleydim
ne olacaksa olsun dedi akılsız bedenim
sanki açıldı göğüs kafesim
sana aktı kalbim oluk oluk
kalbim bendeydi de
büyüsü sendeydi artık
sen ne bilirsin korumayı?
ben kendimden korudum
en çok çocuk kalbimi!
bir akşamüstüydü 
kırıldı kalbim
sen kırdın kalbimi
eve döndüğümde
aklımdan başka bir şeyim yoktu artık
sen ne bilirsin kalpsizliği?
***




anamın yasaları

emek verdim
ben için
ömür verdim
şu canı insan yapmaya,
lütuf değil istediğim
haktır! hakkımı ver
ver ki doysun ruhum
ver ki huzur bulayım...
kanım akıttım
adalet için
yoldaşlar verdim 
şu dünyayı cennet yapmaya,





gel benimle

ne vakit baksam önüme

o vakit gelir aklıma;
yolumuz var seninle,
yürünmüşü çok
yürünmemişi az bir yol...
yürünecek yolumuz var

ne vakit gelse aklıma
o vakit gider ahıma;
henüz söylemediklerim var,
hecesi az
manası çok 
konuşacak bir şeyler var.

**

yolumuzu bitirmeye
söylenecekleri dinlemeye
gel benimle...


Kabul ederek tüm şartları bir ömür
aç bir midenin
ekmeğe yürüyen ayakları değiliz
ekmeğe sarılan kolları olamayız!
Midemiz, ayağımız, elimiz;
hayallerimiz için çalışsınlar
hayallerimiz ise çocuklar için!
Ellerimiz elleri tutsunlar,
birliğimiz için, gücümüz için!
Ayaklarımız yarına yürüsünler
eşitlik için, adalet için!
Ben günün içindeyim
gün benim günüm değil
iyi değil, zalim birgün bugün
Yarın için düşünüyorum
ve dövüşüyorum yarın için
bugün değilse de
yarın benim günümdür!
***



bekledik!

bekle demiştin bekledik
bizeymiş gibi bekledik!
dört gözle bekledik;
heyecanla, umutla, sabırla
gecelerden sabahlara kadar
geleceksin diye bekledik..
biz değilmişiz demek
bekleyecek olan
burası değilmiş demek
gelecek olduğun...
tutuklu kaldığın dünyadan
firar ettin sonunda;
kalemine aşk olsun
hakkımız helal olsun...



Benim şiirlerimi hiç beğenmezdin hoca! Şairdin vesselam...  Ölürsem ölürsem dediğin ve benim çok kızdığım o gün seni "ölürsen şiir yazarım" diye tehdit etmiştim, çok gülmüştük...  ben sözümü tuttum hoca...


geldik!

bize kuzeyden serpile serpile
hiç bahar gelmedi
çok yol yürüdük bilene bilene
bir çıkış olmadı
çektiğimiz acıların
hesabı kapanmadı
ektiğiniz rüzgarın
fırtınası kopmadı!
göstere göstere yaşadık
dayana dayana yürüdük
inana inana büyüdük
geldik!







devrim
kuşun kanatlarına dolan rüzgar misali
insanın zihnine dolan düşüncenin ta kendisi,
insan devrimin kuşu,
rüzgar fikrin kendisi!

içerisi-dışarısı

hiçbir şeyi bilmiyorsun sevdiceğim
sadece yüzeyi görüyorsun bende,
savın, yargın, hükmün yüzeye...
oysa içeride fırtına
oysa bir bilsen;
bir anlatabilsem,
kendi içimde
sana batıp boğulduğum şeyleri,
fakat ne ben anlatabilirim
ne de senin dinlemeye vaktin yok..
sen yüzeyimle beni yargılarken
ben derinimle sana boğuluyorum.

yontulmamış kalbim

ömrüm gibi kalbim de
kaba ve özensiz,
heykeltraşı bekleyen mermer misali
bekledi sevgiyi
ve yine ömrüm gibi kalbim de
eksik kaldı
şekil almadığından değil
şekil veren olmadığından 
eksik kaldı.



damla derya


küçük bir zaman diliminde
damla damla biriktim,
önce ben oldum
sonra biz...
ben iken damla idim
biz iken derya oldum...
bir yanım hep damla 
bir yanım hep derya şimdi,


inan

inan!
anlamsız gürültün
bir zafer çığlığına da dönüşür,
birlikte
ellerimizle
aldığımızda seni!
köşe bucak dağıtılmış
şiirlerin aynı yerde derlenir
şarkıların aynı meydanda söylenir;
birlikte inanırsak
ellerimizle alacağımıza seni!

inan!
ellerimiz taş gibi
nasır bağlamış da olsa,
sevgi ile
aşk ile
umut ile dokunabilir sana!
kelepçeye vurulmuş ellerimiz
tekrar kalem tutabilir
tekrar şiir yazabilir
birliikte inanırsak,
ellerimizin devrim taşıdığına!


zaman gidiyor


kendini bir odada
mahkum etmişsin,
kocaman yaşam deryasında
küçücüksün!
kocaman dünyada
daracık yaşıyorsun
odanda, kafanda, yüreğinde
bir şeyler kazanmak için
çok şeyler kaybederek;
anbean ölüyorsun!
Zaman;
geriden gelen
ileriye giden
ve tahammülsüz
ve acımasız
ve sonu ölüme çıkan
ve her birimizin eksiksiz
her birimizin ayrımsız
içinde olduğu bir yol.
Ya sen yolda yürüyorsun
ya da yol sende yürüyor
malumdan maluma
doğumdan ölüme
aydınlıktan karanlığa
varlıktan yokluğa
herkesle eşit adımlarla
gidiyorsun sende!
bir odaya mahkum etmişsin kendini
kendini helak ediyorsun
çık dışarı,
önce elinde kazandıklarına
sonra hayatta kaybettiklerine
iyi bak.


çok sevmiyorum


30 tonluk bir kaya gibi
oturmuş üstüme hayat,
yaşıyorum tabi yaşamak buysa!
gelip gidenleri saymaya
günlerim bile yetmiyorken
hala benimle olanları
bir elin parmaklarına sığdırıyorum,
aslında onları da çok sevmiyorum
ama daha fazla yalnız kalmaktan
ölüm gibi korkuyorum artık...



ölü çocuklar


bu güzelim toprak
ölü çocukların bedenlerini yedi
bu çirkin adamlar
bu toprakta buğdaylar ektiler yemek için!
Çerkesler balık bile yememişti
o soğuk karadeniz
yemişti diye ölü çocuklarını..
çocukların öldüğü;
hangi toprak
cennettir?
hangi savaş
haklıdır?
kim savunabilir;
ölmüş bir çocuk bedenini...
işte o alçaktır! 




velev ki çamuruz,
o zaman ruhumuz demek ki
demek ki içimizde bir tohum;
bu tohum
çatır çatır çatlar
güneşe doğru
milim milim uzar!
sıcağı izler
ışığı bulur!
kökümüz özünü
sımsıkı tutar!

kime ne!

ortasında atmışın
kimi için çok uzun
kimi için çok kısa
yürüyerek ve koşarak
bir çok şeye gitmişim
ne olmuşum
ne olmamışım kime ne?
uyuyarak ve dövüşerek
çok zamanlar geçirdim
ne kaybettim
ne kazandım kime ne?
bana ait bir ömür
eksik ve özensiz
sakınılmamış acıdan ve aşktan
bir adım geri durmamışım
korkarak kaybetmekten,
dibine kadar kaybetmişim
kaybetmeyi kazanmışım!
ne olacaktım
insan olamadıktan sonra
düşüncemi yaşamadıktan sonra
bedel ödemedikten sonra
kaybetmedikten sonra
ne olacaktim yani?
ne oldun ki sen?
banane!

herkes bilir


kimse bilmez,
bir sınır kentinde doğdum ben
bu yüzden bir sınır koydum kendime,
ne ben geçtim o sınırdan
ne de birine izin verdim geçsin diye!
bir dağ eteğinde ilk okulum
bir duvarı uçurum
bir duvarı dikenli teller
ve dikenli tellerin ardında
asker, silah, kurşun!
kimse bilmez,
ilk yurtdışına
antakya'ya çıktım ben!
kayboldum,
asinin sıcaktan kavrulmuş yataklarında
yol buldum yürüdüm küçük çekmece'ye
o yolda ilk annemi buldum
kimse bilmez
ilk mehmet ile karar verdik biz
antalya'ya gelmeye
hüseyin ile, mustafa ile
ben onlardan önce geldim
onlar benden sonra hiç gelmedi
kimse bilmez,
antalya'yı sadece beachpark sanardık
televizyon da!
meğersem antalya bir tek orası değilmiş
dokumaymış, uncalıymış, şarampolmüş!
kimse bilmez,
birlikte üşürdük biz istanbulla
ve onun daracık sokaklarında
yeryüzüne taştım ben,
ellerimizi ısıtırken
kalplerimizi soğutmuşuz
kalp üşütmesini ilk istanbul'da tattım ben!










köpek gibi!


sen bir köpek gibi
peşimden koşmak için
fazla şişkoydun ama,
ben seni kırmadım.
hemde senin gibi;
                      korka korka
                      arkadan arkadan
zavallıca değil,
                     yüzüne baka baka
                     üstüne basa basa
köpekmişsin gibi
davrandım sana.
<***
***>
şimdi kuyruğunu
sıkıştırıp bacağına,
istediğin yerde fısılda.





rüzgardan rica!


ey rüzgar,
okşayıp geldin mi
kopup sürüldüğüm
güzel yurdumu?
Kafkas dağlarının
zirvesinden,
aşağı doğru dört nala
Çerkes atı gibi
durmadan,
taşıdın mı bana
kokusunu yurdumun?

sana bir damla gözyaşımı
ve sözümü veriyorum,
şimdi geri dön!
ve gözyaşımı yağmurlarınla
bırak,
sözümü şimşeklerinle yankıla:
sana dönmeden huzur bulmayacağım!

senin orucun


adını bir kağıda yazdım
yuttum mahkumu gibi amerikanın;
açım, aç;
özgürlükten daha  çok
adaletten daha fazla
elini tutmaya
sesini duymaya!
sana açım..
***
kalem kırılır sakat olur
hayat biter şiir olur
kime dokunsam nafile
kime anlatsam çaresiz
şiir de yetmez olur
ömür de!
bir ömür tuttum
senin orucunu;
benim de imanım budur!

salın salın salacak!


pahalı tepelikten aşağı
caddeden uzak
kalabalıktan ırak!
yapayalnız villalar;
eskimemiş ama
içinde hiç aşk yaşanmamış
hiç aç kalınmamış
hiç yarın düşünülmemiş
bu yüzden ölü!
ve içinde;
hiçbir şeye sahip olamadan
herşeyi satın alabilen
yaşlı değil ama
hiç aşk yaşamamış
hiç aç kalmamış
hiç yarın düşünmemiş
bu yüzden yalnız insanlarla!
Salın salın salacak
boğaza serin serin
ve alev alev korkuların
içten içten kurutmuş mu ruhunu
bir gün aç kalmazsan
ne bilirsin tokluğu?

el soru


aklımın hocasına
sordum;

nasıl bir alçak ki
yüz yüze bakarken
düşünüp-tasarlayıp
susmaktan
kilo alır durmadan?


biz kurşuna değil,
biz umuda dayalıyız
sermayemiz para değil
hayalgücüne inanırız!
siz ölümü zafer gibi
ekranlara taşıdınız
ölenin bedeninde
bir kimlik aradınız!
ölü kim, ölen kim,
hangi millet hangi din?
sen böl parçala durmadan
her ölen benim kardeşim!
çocuklar, analar
gözyaşları, tabutlar,
ölüm için artarken
hayata azalır sayılar!

tır tır giden bombalar
sayıyla geri yoldalar
çarşaf çarşaf kadrolar
uçakla halkı vurdular!

ellerimiz yazdı diye
vuruldular kelepçeye
düşüncemiz özgürdü  ve yürüyordu geleceğe
unutmak mı? devrimciye hakarettir bilmelisin
yoldaşlarımız yolunda bir selam vermelisin  
Nartan bir tohum oldu ve artık kabuğu kırdı
topraktan göğe doğdu bir ışık buldu!
halkların kardeşliğinde can suyunu aldı
ve ölümsüzlük diyarında bir yıldız oldu!

elleri annesiyle, düşleri kardeşiyle

işte o, burada, bizimle

ne ben küçük dedim diye
küçüktür o,
ne sen büyük dedin diye
büyüktür..
ne kadarsa,
o kadar hacmi
milimden metreye
o kadar ağır
gramdan tona...
ve rengi
her renkten,
ve sadece beyazdan
ve biraz siyahtan
toprakta çatlamış tohumdan
göğe ulaşmış çınardan
ne ben yok dedim diye
kaybolur
ne sen var dedin diye
tek olur.

üçte ikiyken üçte biriz

sorsan bize
üçte ikiyken
üçte biriz deriz
ne çok olmayı severiz
ne de ayrı kalmayı birlikten..
sormadığın da kalsın,
bizi üçte üç yapıp
bir kasap oluyor
üçümüzü de kurbana çeviriyorsun,
kırılmaktan da öte halimiz
ahvalimiz can çekişmekken
feryadımızı dahi çok görüyorsun.

biz kimiz, neyiz


ne akın
ne karanın
silahı değiliz,
silahı olmayız,
silahı sevmeyiz biz!
hem akın
hem karanın
eşitiyiz,
kardeşiyiz,
barışıyız
adaletin nöbetiyiz biz!



sıcak-soğuk insanlar


ben sıcak bir günde doğdum
sıcak bir kalbe yasladım başımı
sıcak bir sevgiyle yandı yüreğim,
soğuğu;
üşümekten, donmaktan, kırılmaktan bilirim
ilk beni üşütür sonbahar ortası
ilk benim ellerim donar
ilk benim kalbim üşür
ilk ben hissederim;
soğuk bir bakışı...
***
kırmızı sıcak bir renk olsa da
soğuk ruhun ardında dursa da
hikayeler ateşten yansa da
bir soğuk varsa
ilk beni üşütür
ve ben
soğuk yerlerde duramam



1

15.173

ezcümle; paramparça!


meydanlar da insanlık
parça pinçik
her beş kişiden dördü
birbirinin düşmanı
ve milli birlik
ve ulusal bütünlük
tek vatan, tek millet
ve inmeyen bayrak
ve susmayan ezan
ve daha nice yalan;
bir çoğunluk kazanmak istiyor
bir azınlığa karşı!
ayrımsız bir telaş,
her yurttaşın gözünden okunuyor
ancak kambur bel,
ve kör gözler
dosttan da düşmandan da gizleniyor!
ezcümle;
bir kaosun başlangıcında değiliz,
ortasındayız, merkezindeyiz!
kırılmanın ramağında,
kahrın şafağındayız!
insani birliği dişliyor
milli canavar,
dünyadan koparıyor ruhumuzu
ulusal iktidar,
yaşamın vatanı
ölümün ellerine terk ediliyor,
doğanın bütünlediğini bölüyor haydutlar!
saat itaate reddin saati
gün ayağa kalkma  ve yürüme günü!
uyumayı reddet,
ayağa kalk ve yürü!

değişimler - kent


ne değiştirebilir ki beni;
acım kadar derin
ve hayalim kadar yüksek?
oysa acı da çekmedim
hayal de kurmadım sana değişirken!

beş şiir etmez şu kentte
kaç şiir yazdım sen varsın diye,
sen bilemezsin!

şimdi bu şehrin içinde
şair kalıbıyım,
cümle aleme teessüf ederek
yaşıyor ve yazıyorum
rafta küf tutsun diye heceleri..

korkunun ordusu

el kaleme değdiğinde
çıldırdı ordusu korkunun,
ustalarımız
-ki her renktendi onlar
ve her dilden isimleri vardı onların-
yürekleriyle ısıttıkları gerçeklerin
kalem ile çeliği bile erittiğini gösterdiler bize..
ölüm bizi ayırsa da,
gerçekte biriz;
biliyoruz, söylüyoruz, yazıyoruz
ve korkunun ordusu çıldırıyor yine
pahalı kumaştan elbiseleri
gizleyemiyor buz tutmuş yüreklerini
ve pahalı ayakkabılarından hissediyorlar
gerçeğin zelzelesini!
korkuyorlar!
ustaların yarılmış ayakkabılarından
zindanlarda bile doğan ışıltısından!
korkuyorlar, biliyorlar, gizliyorlar!
ölüm bizi ayırsa da,
yolumuz yürünecek bir yol olacak
ömrümüzü elimizden çalsalar da
şiirlerimiz iktidar olacak.