10/18/2016

diyetidir bu ölmemenin

diyetidir ölmemenin
ölülerin hesabını sormak
mazlum bir su damlası olup
zalim bir kayaya milyon kere çarpmak
paramparça olup
tekrar bir damara dolmak
diyetidir bu ölmemenin,
o taşı çatlatmak.


büyümek

falezin kenarında otururum
aklımda fırtına,
tütünümü yakar da
seyrederim kaç gemim batmış...
ey ürperince titreyen
canımın kafesi
sarıl içindeki yüreğe
sık daha dişini
seyret
yaşama kurduğun köprüyü
anla altından ne sular akmış.

10/17/2016

entel cehalet


gül istediğin kadar
aciz aklına soytarının,
geçtiğimiz dalganın
akıntısında sürükleniyoruz, 
şiir yazmayı
şarkı söylemeyi
dans etmeyi
kitap okumayı
hepsinden daha iyi biliyoruz da
kime ne?
atılmış yalanların
bilenmiş bıçakların
akıtılmış kanların içinde,
soytarıların cehaletine güle güle
canımızdan can vere vere
emeğimizden ter döke döke
sömürüle sömürüle
ömrümüzden ömür gide gide
güldüğümüz cehaleti
entel bir şekilde yaşıyoruz.

10/04/2016

istanbul...gülüm

zifirdi çatısı
zalimler istanbulu
denizi kan
sokakları harap,
diş geçirmişti hayata,
emek çoktu lakin
yaşam aksak...
gel gelelim o dişleri
pirinçteki taş misali;
zifiri karanlığa / kanlanmış denize
zalim sömürüye direnen,
üç yapraklı yoncalar diyarında
dört yapraklı olabilen çocuklara kırılamaz mıydı?
ateş yakıp aydınlatamadığın da
ateş olup aydınlatan çocuklar olamaz mıydık?
hüznün koyuluğunu
bir kaç dakika mutlu olup
seyreltemez miydik?
ayaklarımızın altında
istanbulun sokaklarını çiğneyemez miydik?
istanbulun kanlı dişleri kırıldı gülüm,
istanbulun zifiri siyahı yarıldı gülüm,
istanbulun hüznü seyreldi gülüm!
bizimkisi bir savaştır,
yaşama savaşıdır!
istanbulun sokakları,
ayaklarımızla çiğnendi gülüm