Setenay

bir ışık
ne kadar parlar Setenay
onu tutanın
elleri kanar mı acaba aydınlıktan?
bir ışık gibi geçiyor önümden
koskoca 152 yıl!
tutamıyorum ki bir yerinden
geri döneyim...
geri dönen yabancı mıdır Setenay?

bir ışık,
ne kadar aydınlatır Setenay
ona bakanın
gözleri yanar mı acaba aydınlıktan?
bir ateş gibi sarıyor beni
bu hain devşirmasyon!
kaçamıyorum ki içinden
tutunayım!
tutunabilenler ağlar mı bize Setenay?

bin artı bir!

bir değil
on değil
yüz değil
bin artı bir
kaç dil;
yeter derse
işitilir?

Yeter!

bu kalbimize bastığımız kaçıncı taş
bu anlımıza bağladığımız kaçıncı kara
bu bizi parçalayan kaçıncı bomba
bu kaçıncı katliam
bu kaçıncı feci ayrılık?

bir değil
on değil
yüz değil
bin artı bir
kaç dil;
bağırdığında
uyanılır?

Uyan!

yanan bizim geleceğimizdir
yanan bizim hayatlarımızdır
yanan bizim çocuklarımız!
yanan biziz,
yanan hayat!

bir değil
on değil
yüz değil
bin artı bir!

yanıyoruz biz,
ama görünmek yasak!
acıkmışız yaşamaya,
umuda ve mutluluğa
ama söylemek yasak!
ölmek serbest,
kanamak yasak..

yeter!
uyan!

bombalar canlı,
insanlar taştan!




ağırlık

öyle ağır ki taşıdığım
onunla koşamam
ama onu da bırakamam,
ne onunla çok olurum
ne de onsuz var olurum ben..
"Bırak" demeye yelteniyorsun,
hissediyorum, vazgeç, söyleme!
onu  bıraktığım yerde kalır,
bana dair herşey bilmiyorsun!
bilmiyorsun ki,
yılların topladığı kadar olamadım hiç,
bu yüzden yaşadığım zaman kadar büyümedim
hep yıllardan topladığım kadar oldum ben,
yıllardan topladıklarım kadar büyüdüm.
yılların toplamı
yıllardır topladıklarımı hırpaladı
bu yüzden yaşadığım kadar az gözükemedim.
şimdi aklımın heybesinde,
ne toplamışsam benim olmadı,
ne toplanmışsam ben olmuşum bilmiyorsun.

anlar

anı yaşamak diyor adam

bir parkta, bir bankta oturmuş..
gülümsüyorum ve düşünüyorum;
yaşıyorum galiba
geçmişle gelecek arasında...
saniseden küçük
yakalaması imkansız bir şey
anı yaşamak...
bir anda geçmiş oluyor gülümsemem
bir anda gelecek oluyor sonra,
ve ben
bu ikisi arasında kalmayı hayal ediyorum...

anı yaşamak,
hatırlamak gibi bir anda
geçmişi,
umut etmek gibi bir anda 
geleceği..
ikisi arasında; bir anda yakmak sigarayı,
verdiği zararı bilmek
ama yine de sevmek gibi..

sevmek gibi,
sevmek..

sahiden sevdim hepinizi, 
eğer bir gün merak ederseniz
eğer merağınız bir gün bu soruya cevap ararsa,
sormak isterseniz bir gün beni,
ben hakikaten sevdim,
verdiğiniz zararı bilerek
sigara içmeyi sevdiğim gibi
sevdim sizi.
bir an başladı sevgim,
anbean tükenirken
bir an bitti-gitti.
ne siz suçlususunuz bu tükenişin,
ne de ben kendimi aklıyorum;
nasıl an an oluştuysa etiğimiz kemiğimiz,
nasıl an an öğrendiysek yürümyi koşmayı
an an biriktirdik sevmeyi,
an an tükettik sevgiyi.




kum tanesiyim

bir kum tanesiyim ki cihanda,

aldatmasın seni varlığım!
denizde değilim,
çöldeyim...
dalgayla değil,
fırtınayla yer değiştiririm!

sana bir aşk doğuruyordum,

sancıyla..
senin de hakkın vardı
en az benim hakkım kadar...
sonra kalbimi tekmeledin,
benim de hakkımı çiğnedin
en az kendi hakkın kadar.

teslim alamazsınız

bir kenti, halkı ve ülkeyi

silahlarla elbet teslim alabilirsin tabi
ama;
buna işgal, sömürge, emperyalizm derler!
silahların teslim alabiliyorsa
inancımızı, şiire imanımızı,
demir attığımız umut limanlarından,
güneşe akınlarımızı teslim alsın, alabiliyorsa!
biz ki;
analarımızın kuzuları olsak bile
ateşte yanarız
bomba da paramparça oluruz,
kurşunlar ilk bizi vurur,
ilk biz düşeriz direnişin meydanına
ama bırakmayız; zafere olan inancımızı!
biz şiirler yazdıkça,
biz şarkılar okudukça
işgal ettiğiniz her kent bizimdir,
sömürdüğünüz her halk bizimdir,
güneşe akın eden;
bu düş,
bu direniş,
bu devrim bizimdir!
Bizi öldürebilir,
mapusta çürütebilirsiniz
ama teslim alamazsınız.



Kıvırcık

hep söyledim kıvırcığa

hiç dinlemedi,
aynı dili konuştuk ama
farklı şekiller de konuştuk biz kıvırcıkla.
beni sev,
ama sevgine hapsolma dedim
seni seveceğim
ama sevgime hapsolmayacağım dedim
sen benim bir yanımsın,
ama her yanım değilsin dedim.
bende senin bir yanınım,
ama her yanın olmayacağım da dedim.
tamam dedi kıvırcık...
anlamsızca,
anlamamışça,
behlül behlül bakarak,
biraz hin,
birazda beni aptal sanarak..

hep söyledim kıvırcığa,
bir gün sıkışırsam seninle hayat arasında,
bir gün bana başka seçenek bırakmazsan
ya ben, ya o dersen
ya her yanın, ya hiçbir yanın dersen 
seni değil hayatı seçerim dedim.
dedim ki;
sende benim gibi yap,
beni değil hayatı seç kıvırcık..

yüksek tavanlı ahşap bir evdi evimiz,
tavana bakarak bile hayalini kurardık yarının
yarı aç,
yarı tok
ama hayalleri olan,
olan hayallerine sarılan
ve onlarla yaşayan insanlardık;
sende vardın kıvırcık,
senin arkadaşların da vardı
benim arkadaşlarım da vardı
bazıları ikimizin de arkadaşıydı..
ortak bir yanımız da vardı!
seninle açlıkta ve toklukta,
sağlıkla ve hastalıkta ortaktık...
sen biraz keyfe keder,
bende biraz sancılıydım
dörtte dört bir adam değildim, hiç olmamıştım 
ama sana hiç yalan atmadım, atmamıştım kıvırcık..
unutulur sanılan anıların,
sancıları beynimden tutup beni günlerce duvarlara çarparken
keşke demiştim,
bu kadar gidecek yerim olmasaydı da
her şeye rağmen seninle kalsaydım..
ben gidilecek onca yere rağmen,
seninle kalmanın acısını da,
hiç kimseye anlatmadan, kendi başıma yaşadım kıvırcık.
sana hep söyledim,
insan yaptığı hataların toplamıdır.
doğruları boşver!
ben yaptığım hataları topladım,
sen toplamadın kıvırcık.
işte dedim ki o son gece kendime;
benim hatalarımdaki toplam sonucum,
sana biraz ağır gelecek,
sen kaldıramazsın benim yükümü
ama ben taşırım,
hep taşıdım kıvırcık..
ya sen?
ben senin toplamını, kaç gün, kaç gece,
kaç sabah o küçük, bir kaç ağaçlık bahçemizde
yüksek tavanlı evimizde,
araya sıkışmış odamız da taşıdım?
kaç basamak aşağıdan,
kaç basamak yukarıya indirdim-çıkarttım!
Bırak Allah'ı, herkesin bildiğini senden bile sakladım 
ağzımı açmadım yarım sene götürdüm gittiğim her yere?
ben senin toplamını da taşırdım kıvırcık,
ancak sen benim hayallerimi bile taşıyamazdın.



sen Çerkesya

sen Beyrut'ta bir şiirsin,
sen Halep ve Golan'da
sen Reyhanlı ve İstanbul'da
sen Kbaada ve Maykop'ta
sen dünyanın dört bir yanında
sen kalbimde,
kalpler de,
kalbimiz de bir şiirsin Çerkesya..
en umutsuz gecelerinde annelerimizin,
en hüzünlü gecelerinde kız kardeşlerimizin,
babalarımızın, amcalarımızın, köylerimizin,
mahalle ve kentlerimizin,
kısacası tam haliyle; yarınımızın umudusun.
Hem öyle bir açlıksın ki;
hiçbir şey doyurmaz bizi sensiz,
hem öyle bir tokluksun ki;
hiç acıktırmaz bizi varlığın!
sen bir imzasın direnişin tarihine,
altın harflerle!

Karaçay Çerkesya

kasımpaşa delisanrısı

etimiz, kemiğimiz,

yüreğimiz, ciğerimiz,
beynimizle;
kadın rahminden can almışız biz
ey kasımpaşa delisanrısı!
onun memeleriyle karnımızı,
şefkatiyle ruhumuzu beslemişiz!
onun dudaklarıyla huzur bulmuş;
ilk yabancı gecelerimiz
onun emekleriyle insan olmuşuz biz
ey kasımpaşa delisanrısı!

bir kadın her zaman bir insan doğurabilir,
ancak her erkek insan olamayabilir sonuçta.

yarım kalmak,
insan doğurmamaksa; her erkek yarımdır ama
yarım kalmak öyle değil,
yarım kalmak böyle; "insan olamamak"

aynı aynı

hiçbir şey değilse de,

acılarımız aynı...
umutlarımız aynı...
sevincimiz, öfkemiz,
açlığımız aynı...
farklı diller de,
aynı zulmü, umudu,
aynı öfkeyi, açlığı anlatırız..

eğer üzüm gibi,
aynı,
tadı gibi farklıysak..
eğer ezilmişsek,
şarap olmuşsak!
tadı ayrı,
içimi aynıysak...
aynı mayhoşluğumuz aynı
aynı sarhoşluğumuz aynı!


sol mememin altında,
hayat ateşim...
sözlerinin yeliyle harlanıyor da harlanıyor!
bir hayalimi demirden kurup,
o harın koruna sokuyorum; ısınıyor da ısınıyor!
şimdi!
vakit tamam!
şimdi vaktidir; demirciliğin!
şimdi vaktidir!

tek bayrak, tek devlet, tek dil, tek din

bu tombul yanaklar için
kaç hayat yedin, tükettin?
kaçı çocuktu, kaçı kadındı?
kaç tanesi acı çekmeden
kaç tanesi acılar içindeydi tükenirken?
saydın mı gerçekten tek tek,
bu Kürt, o Türk diye?
merak ediyorum gerçekten,
hepsini örtmek için tek bayrak yetti mi sana?

bu iri eller,
kaç çocuğun canına kıydı?
kaç tanesinin annesi türkçe bilmiyordu,
kaç tanesi sadece türkçe konuşuyordu
sordun mu?
kaçının kökeni buralıydı,
kaç tanesinin ki oralıydı
kimin soyu nereliydi baktın mı?
gerçekten merak ediyorum,
hepsini öldürmeye tek bir devlet yetti mi?

bu sinsi gözlerin,
baktığı kaç ev yıkıldı?
kaç yuva yıkıldı,
kaç mezar açıldı,
sinsi  gözlerinin saydığı?
hakikaten merak ediyorum
bu pisliği emretmene tek bir dil yetti mi?

bunca ahın yükünü,
vallahi de tek bir din çekti mi?

hazır mısın?

ekmeğimi herkes bölüşür,
sen açlığımı bölüşmeye razı mısın?
mutluluğumu herkesle paylaşırım,
sen acılarımdan paylaşmaya hazır mısın?
çünkü ne bu ekmek ne de mutluluk
sana beni vermeyecek,
ben açlığımın ve acımın içindeyim.
Beni oradan alacaksın, oradan tadacaksın.