kurşunun başım üstüne.

beni bulursa kurşunun

efendine selamımı söyle,
senin hiçbir suçun yok
cahil olmaktan öte
hiçbir suçun yok.
Cahil olmakta senin suçun değil,
seni cahil bırakanların
toplumun, eğitimin, devletin,
neden diye sormayan annenin,
sevmeyi öğretmeyen babanın suçu her şey.
Bu dünyayı, senden önce
bir asır önce,
bir ay önce,
bir saniye önce
değiştiremeyen devrimin suçu
senin cehaletin.
bizim suçumuz!
hepimizin, tek  tek, ayrı ayrı
Kürt, Türk, Ermeni, Çerkes,
Alevi Sünni,
Hetero, Homo,
onların, bunların suçu!

kurşunun başım üstüne,
ölürüz de,
bil; vazgeçmeyiz, geçemeyiz
senin gibi bir cahil daha
katil olmasın diye.

kurşunun başım üstüne gözüm,
sana bir utancı miras bırakıyorum
geçmişten silemediğimiz,
ayaklarını çekemediğimiz,
seni insana dönüştüremediğimiz bir utancı.

kurşunun başım üstüne gözüm!
"kör ol demiyorum,
kör olma da, gör beni."

Mösyö Joe Bousquet,
senden önce var olan yaraların
senden sonra da varlar ve
hepimiz
onları taşımak için doğuyoruz.
senin taşımaya doğduğun
ve taşıyarak öldüğün yaraların
hepimizin hayatının bir aynası değil mi?
şimdi sen,
kalkıp cevap vermeyeceksin
ancak ben sana,
taşımak için doğmuş bulunduğum
yaralarımı anlatarak
ruhunu hafifletmek isterim.

yurdunu onuruyla
savunmak için çarpışmış
ve adına dağlı denen
ve bugün,
bu küçücük dünyanın
kocaman ayrılıklarına sürgün,
sürgününü, yüreğinde bir yara olarak
taşımak için doğmuş
kendine asil diyen sürgünlüklerin
kan ağlayan coğrafyalarında
sanki hiç acı çekmemiş bir tarihin
ardıcıları gibi,
kan akıtarak acıtılan halklarına sırt dönmüş
egemen müptelası bir diasporanın
övgü budalası bir zümresinin
yarasını taşıyorum.
Bu yara,
benden önce de vardı
ve ben bu yarayı şuan taşımaktayım.

tıpkı,
senden önce olan yaralarını taşımaya
doğup,
onları taşıyarak öldüğün hayatının bir aynası gibi
ancak,
bu yaralara teslim olmamaktayım
tıpkı,
sanatdaşın; Soçentsuk gibi.




şiirlerimi katlettiniz

yetmedi
ellerimi kirlettiniz
yetmiyor.
ya siz hiç iyi değilsiniz
ya da ben hiç kötü değilim
veya buradan bir yol geçiyor;
ta anneciğinizin rahminden
taa cehennemin dibine.

hayat uzun, kuşlar yerde..

bundan sittin sene önce,
hangi günün
sabahındaydı bilmem.
Hangi pencerenin,
kenarındaydı bilmem.
Hangi kalemin,
mürekkebiydi bilmem.
bir şiire gebe edildi sayfa,
daha kaç şiir vardı, onu da bilmem
ama bildiğim şiir;
"Hayat kısa,
kuşlar uçuyor" diyordu hunharca.
O şiir yazılıp,
sittin sene geçse de üstünden
ve sayfayı şiirlerine gebe bırakan üstad
toprağı kendine gebe etse de
izi; kaldı kadıköy'de bir duvar üstünde
bir kadın bedeninde,
hiç gitmediğim kentlerin
kitap satan köşelerinde
izi kaldı işte
ve bir dizi izi,
defalarca geldi önüme.

hayat uzun,
kuşlar da yerde halbuki,
sittin sene önce,
iki orman çiftliği mesafesinde
uçardı kuşlar yeme.
ve sittin sene önce,
iki dava mesafe arasında
yürürdü insanlar ölüme.

şimdi mi?
simiti görünce konan kuşlardan
ve ölümü görünce kaçan insanlardan
ve açlığına boyun eğmiş
ve şantiye şantiye
ve atölye atölye
ve iş iş kiralık
70-80 model insanlardan
ölmemek için,
yapmadığı kalmayan
hayatı uzatan
yaşamı kısaltanlardan
ve yerde her simit atana
konan kuşlardan öte;
bir de uzay fiziği var.







,yoldaşlar

Ansızın adınız aklıma düşer,

cennette içtiğimiz çayların
hatrı gelir yoldaşlarım.
o çayların tadını
gözümüzdeki yaşla demlesek de tutmaz artık.
o çayların hatrına,
bize miras kalmış bir kavganız vardır
ve bu kavgadır o çaya demini veren biliriz.

Düşmanlarımız!
onların gemilere sığar bütün varlığı
çünkü hepsi paradır, mülkür.. 
hangi gemiye sığar bizim varlığımız?
bilemezler.
Onlar, salon salon toplanır biter
çünkü bütün salonlarında çıkarları işler
ama hangi salona sığarız ki biz?
bilemezler!

onların cebi şişkin,
ardlarında, silahlarıyla adamları olmadan
zavallı..
onlar,
yalnız kalamayacak kadar korkak,
onların yüreği,
kaburga kemikleri arasında 
elden avuçtan küçük..

ya biz yoldaşlar! ya biz!
cebimiz küçük,
paylaşmaktandır bu küçüklüğü cebimizin
ve bütün sokaklar
cesaretimizle attığımız adımlarımızla özgürdür!
yalnızlığımız;
şiirlerle kalabalık!
yüreğimiz;
filistin de Deniz
rojava da Nejat
kobane de Nart
Türkiye'de Cudi!
Latin Amerika'da Chippas
Kafkasya'da Oshamafe'dir!

Salonlar onların,
sokaklar bizimdir..

bizimkisi bir savaştır artık

ne geri dönüp ağlamaya

ne de unutup yaşamaya hakkımız var,
sussun ağıt yakanlar
çekilsin ağlayanlar 
kopsun gitsin yüreğimizden
unutup yarına tapınanlar;
bizimkisi bir savaştır artık
ve hiçbir barış
çocuklarımızın cellatlarını kurtaramayacak ellerimizden.
And olsun,
iyiyle kötünün tam ortasında
sırtımızı iyiye dayayıp
kötüyü yeryüzünden sileceğimiz güne!
ve zaptedeceğiz güneşi,
ve güneşte yakacağız cellatın itini
ve hiçbir damla göz yaşı
söndürmeyecek o ateşi

"Akın var akın,
güneşe akın!
güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın"