3/27/2015

yangınlar

anamın karnından düşüp
ilk nefes aldığım gün öğrettiler bana
acı çekmeyi..
soluk içimi yakarken
ebe dışımı yakıyordu
yani anlayacağınız
içimde ve dışımda bir şeyler yanıyordu
işte bugün,
o yangını görüyorum
o yangını tanıyorum da
ve o yangına karşı savaşıyorum da
ve bu savaş
ayaklarımın üstünden
mezarın dibine düşene değin
içimde ve dışımda sürecek.

3/23/2015

eksik kalmış yüreğimin manzarası: kuzguncuk

hep eksik bi'şey olur
ve hep eksik bi'şeyin acısıyla
sapandan fırlayan taş gibi
evimden fırlayıp,
delice içerek,
soğuktan üşeyecek bir yer bulurum.
ve her nereye gidersem gideyim
gittiğim yere yüreğimde
Kuzguncuk'u da taşır,
henüz üşümeye başlamadan
yüreğimden Kuzguncuk'u çıkarır
manzaraya koyarım.
yani anlayacağınız o ki,
eksik kalmış her şeyin manzarasıdır
yüreğimde taşıdığım Kuzguncuk

3/19/2015

bir hayal

bir hayal,
beni ne kadar yüceltir?
...yüreğimde, yüzyılların tozu
savruluyor doğuya,
yüzyıllarca düşmanlık ettiğimize
neden diye soruyoruz, bir hayal uğruna
ve hiçbir cevabı yok bu sorunun!
tutunuyoruz yarına, el ele, kardeşçe..
kardeşçe bir memleket uğruna!
...yüreğimde, herşeyimi verdiklerim
benden canımı da istiyorlar adeta
bunca yıl, bunca emek, bunca hizmet
bedeli neydi?
bir de kendimi verdim sonunda
ben kimin askeriyim diye soruyorum
bana, benimsin diyorlar!
oysa ben, özgürlüğün,
oysa adaletin, eşitliğin, oysa ben kardeşliğin
oysa ben; onurun askeri değil miyim?
az ötede küfür ettiğim, kim?
kimin ağzından konuşuyorum hunharca?
kimin diliyle,
kim için ölüyorum, kim için öldürüyorum
ne kazanıyorum sonunda?
bir hayal,
bana gerçekleri kazandırabilir
halkıma kardeşliği kazandırabilir
insanlığa adaleti kazandırabilir
memlekete özgürlüğü kazandırabilir
ve işte ben,
o hayalin neferiyim.

3/17/2015

Sipse

sen tarihten kök bulmuş
koca bir çınarın
filiz açmış tohumusun Sipse,
senin ataların;
özgürlüklerini yüreklerine kuşandılar
ve en güzel atlarına binerek
harp meydanında;
ellerinde tüfekleriyle, zincirleriyle
yurdunu teslim almak isteyen zalimlere karşı
cesurca çarpışarak can verdiler
işte sen onların Sipse'sisin,
ağırlığını bil Sipse,
tarihini bil,
kendini bil!
Sana masal okuyanların,
yüzlerine çarp bu tarihi de.

ama herşeye rağmen
senin altın saçların
bugün sürgünlük yaşadığın topraklarda
sana yurdunu göstererek doğan her güneşe değdiğinde,
benim halkımın bayrağı dalgalanır yüreğimde Sipse.

sen hem köklü tarihin,
yol gösterici rehberi
hem o kanlı yılların
bugüne ulaşmış neferisin
senin saçların,
yurdumun bayrağı gibi dalgalanır gözlerimde
senin gözlerin
oshamafeden bizi izleyen setenay'ı hatırlatır bizlere Sipse.

3/10/2015

Halklar/Çiçekler!

bir baksam
hepiniz gelincik oluverseniz
rüzgarda dans etseniz özgürce,
özgünce kokunuzu yaysanız rüzgara!
sonra koparsa sizi de
papatyaları koparan eller
ne farkınız kalır acaba mazlumlukta?
bakın işte,
eli tarihinizin gövdesinden tutmuş
geçmişte neyiniz varsa koparan eller
zalimlikte bir olmuş,
tarihi kopmaktan geçmişi yok olan
siz mazlumlar olamadınız?
hepiniz kendi adınızı bağırırken
o kadar yalnızsınız ki
bütün güzel adlarını saydınız çiçeklerin
bir türlü hepimiz çiçeğiz diyemediniz.
bunu diyemediniz diye
şimdi geleceğinizi tutuyor
geçmişinizi koparan eller.

3/04/2015

ben esirim yaşamaya!

durup baktığım şu hayat
benim zindanım
ve hangi özgürlük
beni benden kurtarabilir?
ben esirim yaşamaya
doya doya
ve hürriyet arzumu bilerken
kölelik bağımı sıkı tutmaya
mahkumum ben...
hangi samimiyet oyunu
arkadaşlık tiyatrosuna çıksa
rolü gereği içimi ısıtabilir ki
ben buz tuttuktan sonra?
unut gitsin,
unutulmayan şeylere akar çünkü zaman
ve zamana takılıp
ahmakça akan ömür
ölüme ansızın karışmaya
hep zamansız yakalanır,
hep eksik kalan bir şeyi taşır
yakalanan;
son defa öpememeyi sevdiğini
son defa içememeyi şarabını
son defa özür dileyemeden;
değişen şeyler için.. unut gitsin!
ama son defa unutmadan,
söylediğin ve yapmadığın herşey için
bir defacık utan,
utan ki hıncım, öfkem bitsin
sonra unut gitsin.
***
ben esirim yaşamaya,
acılarımı, umutlarımı
yaşarım!
hepsine bir anı bırakır
öper, koklar, ağlarım... üzülme!
kim değil ki esiri zaten
acılarının, umutlarının..?
hangi çılgın?
***
hangi samimiyet oyununda
acıları, umutları es geçebilir ki
hayatımızın bir bölümünü
tiyatroya çevirmiş
anılarımızda, anılarıyla
bize oynayan o usta oyuncular..?
o arkadaşlar?

maktul

ne zaman bir gürültü kopsa
ardında bir sessizlik belirir,
katil gürültünün değil
sessizliğin içinde gizlenir
ve ben görürüm cinayeti
önce kulaklarını sağırlaştırır insanın gürültü
sonra çığlıklarına alıştırır çevreyi maktulün
gürültü,
ölümü çoktan kutlamıştır
ölüm maktule çok yaklaşmıştır
herkes susar
maktul son defa bağırır
kimse duymaz
işte bu sağırlaştırmadır.

halklarımız ve haklarımız
emeğimiz ve yarınımız
maktul,
gözlerimiz, kulaklarımız
gürültü koparan boğazlarımız
işbirlikçi,
sessizliğimiz de katili olur; yarınların.
 

3/01/2015

en güzel at, ey güzel adam.

en güzel atlardan biriydi
yüreğinde hazır kıta bekleyen,
sahibi değildin onun
kölen değildi senin
yoldaşdınız birbirinize..
nice zamandır
sen ona binmeye
o seni götürmeye
bahane aradı
ve son bahane işe yaradı
biz de kala kala;
"demirin tuncuna,
insanın piçine kaldık" dünyada.