12/27/2015

bir devlet düşünün ki,
kendi kentlerine tankla, tüfekle giriyor
barış diye çırpınan bir halka savaş açıyor
yedisinden yetmişine zulüm ediyor
her yaştan bir can alıyor
cenazelerden dahi korkuyor
bir de bir halk düşünün,
gözü kör, kalbi pis, vicdanı yarım
bir kab yemeğe,
bir ömür kiralanmış, yığınla! 
bir kab yemeğe,
bütün onurunu satmış, yığınla!
bir halk düşünün,
ölmüş çocukları terörist,
öldüren katilleri kahraman gören bir halk


12/14/2015

gamsız, kafesli, uyuyan bir kuşa..


gamsız, kafesli, uyuyan bir kuşa..gündüze uyanmaz mı,akıl denen kafandaki kafesli kuşun?bu neyin siyahı kiböyle...
Posted by Canberk Apiş on 14 Aralık 2015 Pazartesi


gündüze uyanmaz mı, akıl denen kafandaki kafesli kuşun? bu neyin siyahı ki böyle derin uykun, böyle melun? bir omuza dayanmışsın ki seni tutan el, el değil! bir omuza dayanmışsın ki, tetiğini çeken vicdan, pak değil! anladım, karışmam bu siyaha uyumuş kuşuna ninniye kanan uykuna karışmam korkma! kendini bir silah etmişsin, bir omuz istersin anladım! tamam tipin az biraz mavzer, ağzın biraz namlu aklın bir parça asker biliyorum da fikrin ne sersem bir kurşun, sen biliyor musun? seni sıkıyorlar sözüm ona, aklıma ama sen tırnağıma bile değmiyorsun, yivin setinden alıyor dümdüz bir melun oluyorsun, ancak buna da uyuyorsun ne gamsız bir kuş bu kafandaki kafeste uyuyan? bu ne zifiri bir siyah, yüreğini zift gibi kaplayan?

12/10/2015

tükenmez şiir

kaç şiire sığardın bilmiyorum
bu şaire sığmadın,
yazdım yazdım yazdım...

12/07/2015


bu ahlaksız çağın,
hangi sabahına gün ayarsa?
oradan yazıyorum sevgilim...
bilemezsin,
unutmuşsun çünkü sen
faili meçhulün mezarlığına dönen
gözyaşı torbalarında anaların,
sessizliğe lanet okuyan melekleri yoksa kainatın
ne anlamı var, allah aşkına? aşkımızın..
devrimcinin dudaklarındaki özgür heceler,
ellerinde zincire vurulmuşta,
devrimci ellerindeki zincire sımsıkı tutunmuşsa
işte taa oradan gün ayacak bu yangının
ne anlamı var?

her sabah
bir umut ektiğim bahçelerimden,
korku açıyor
her sabah, biliyor musun niye?
çünkü artık güzel bir geleceği umut etmiyorum
daha kötüsünden korkuyorum,
daha kötü olmasın diye umuyorum;
bu ahlaksız bahçeyi bir de
yüreğimde taşıyorum! 

bu ahlaksız çağın içinde umut kaybediyorum sevgilim,
aymayan günlerin sabahlarına kalkıyorum
yanmayan ateşin dumanlarında boğuluyorum
bir gözyaşı torbasına gömülüyorum,
korkuyorum sevgilim,
korkuyorum.




12/01/2015

yorgun düşmüş aklımın cellatları!

şuur vakti, kalbim
devri teslim aklıma ama,
saklar aklımdan bazı kaçakları..
ve o kaçaklar
günbegün planlar içinde
aklıma rağmen
kalbimle alay etse de,
ne aklım zavallı bir aptaldır
ne kalbim kimsesiz bir piç,
bilmiyorlar!
bilseler kuşlukta aklımın cellatları,
kalbimin kaçaklarını azat etmekten yorgun düşmüş
bilseler, ah!
her sabah ama her sabah
bir başka ihanete göz yumar, aklımın kuşları!
bir bilseler, bir bilseler ah!
...

11/29/2015

kör değillerse neler?


göz görür de, utanır insanlıktan
kör deriz utanmaz insana bu yüzden;
o vakitte yuh derler bize!
kör değillerse neler?
yanıbaşımızda kıydılar çocuklarına anaların,
çocukları feryat etti ölmüş babaların
aynı anda,
hem analarını ağlattılar
hem çocuklarını!  faili meçhullerin
gözümüz gördü,insanlığımız utandı...
utanmayan insanlara rastladık, kör dedik
bize yuh dediler!
kör değillerse neler allahım?


11/12/2015

Silvan'da devlet; Dersim'e tekerrür ediyor!

ahanda kalbimiz
çat diye çatlasın ulan
yumulursa gözümüz!
eğer susarsak bugün
dilimiz kopsun, dilimiz!
Silvan'da devlet
Dersim'e tekerrür ediyor,
yazılmakta olan işkence tarihidir,
bu tarihi iktidar bize dayatıyor da
direniyoruz!
vazgeçersek bu direnişten
kalbimiz kurusun ulan, kalbimiz!

10/26/2015

Tharko (Güvercin)

Bilmiyorsun ki Gupse!
bir Güvercin var içimde,
ağzında zeytin bir dal
önünde uzun bir yol;
sonunda konacak bir dal arıyor..
o dal da,
senin barışa atan kalbinde duruyor!
Bilmiyorsun ki Gupse!
Kalbim Çerkesce severken,
ağzımdan Türkçe çıkmıyor!
ağzım Çerkesce,
kalbim Türkçe bilmiyor Gupse
Bilmiyorsun;
içimdeki Güvercin,
ağzındaki zeytin dalıyla konarsa
yüreğindeki dala..
Yüreğimdeki Çerkesce de ulaşacak
ağzımdaki aşka!
seni sevdiğimi Çerkesce söylemeyi
hayal ediyorum,
Bilmiyorsun ki Gupse!
içimdeki  Güvercin bu aşk ile uçuyor,
kalbindeki dalı bu azimle arıyor.

10/18/2015

savaşmayın

çok acı çektik,
siz hiç acı çekmeyin diye çocuklar..
sizden bedel isteyenlere,
bizim acılarımızı ödeyin;
ölmeyin
yaşayın,
savaşmayın
sevişin çocuklar,
savaşmayın sevişin!

10/05/2015

gecenin koynuna doğuruyorum,
yüreğimden; aşkın piçini
kimsesizliği huy edinmiş adamlığıma kızıyor
bir sigara yakıyorum,
onunla birlikte yanıyorum sonra!
Sonra, onun külünden
bir uyku doğuruyorum geceye,
bana piçlik ediyor!
Evvela; ülkem yanıyor, yangın yeridir
sonra kalbim, mahşer gibi göğsümde
göğsümde bir de inandığım geçmiş
bir de umut ettiğim gelecek,
bir tek sen yoksun, gelmiyorsun
seni bekliyor göğsümün içinde kalbim
seni beklerken yanıyor bir tek!
bir öfke benim ki, kendi kendime,
içimden tüten,
beni köze çeviren bir öfke
bu öfkenin sahibi,
güneşin yönünde, çocuk katilidir!
güneşin tersinde, o katili izleyendir
umut ettiğim geleceği sallıyor o katiller,
o katili izleyenler sarsıyor inandığım geçmişi,
insanlık uyuyor ey tanrılar divanı,
ben uyuyamıyorum ancak,
gecenin koynuna doğuruyorum öfkemi!

10/01/2015

yürüyorum

Bir yol buluyorum, yürüyorum, yürüyorum
bu yol geleceğe çıkıyor, geleceğe geliyorum
hadi gel benimle,
hiç kimse bu yolun çıkacağı geleceğin
ikimizin geleceği olmasını engelleyemez
cesur ol, cesur!
tut elimi,
kentin dar kaldırımlarına inat!
birlikte çıkalım bu geleceğe.


tarih taşıma memurları

beni unutun,
beni unutun da unutmasına
sakın ha, sakın unutmayın
olmayan yüzlerini
defalarca tescilleyen adamları.
Bugün ki; onların yazdığıdır asıl tarih,
nasıl bir çıkardır tutundukları,
nasıl bir tattır aldıkları? 
40 kilometreden leşin kokusunu alan sırtlan gibi
nasıl bir leşin kokusudur ki aldıkları,
suratlarına gelen tükürükleri
havuza çevirip içinde yüzer hale gelmişlerse,
işte bu,
asıl tarihidir yürekte tükenen asaletin,
eriyip azalanan cesaretin
bir çığ gibi büyüyen gönlü sefaletin tarihidir
asıl onların yazdığıdır tarih,
biz de onların bu tarihini,
geleceğe taşıma memurlarıyız;
hiç kimse onlar kadar rezil,
onlar kadar sefil,
onlar kadar yüzsüz olmasın diye yarın
bugün onların tarihini  yazıyoruz.


9/17/2015

içimdeki

dışımda ki,
dost yüzlü, düşman huylu
ağzındaki ile aklındaki
arasındaki uçurumdaki düşüşlerinden
yerin derler ya
dibine saplanmış
ideoloji sapığı,
hayatındaki sapağı
dönmeyi başaramayan
işe yaramayan
düşman huylu, dost yüzlü
ağzıyla aklınca bana kardeşlik eden,
tek kişilik, başarısız bir filmden ibaret.

halbuki bilse,
içimde ki,
düşman yüzlülüğü,
dışımdaki varlığını sorgulatır
yerin dibine batana dek,
düşmeyi huy edindiği uçurumlardan
uçurduğu kuşların telaşıyla.

bizimkisi; diplomatik nezaketin
iki kişiye indirgenen; biz halinden marifet.

9/16/2015

ha şu acıları,
boş yere yüklemedik heybesine hayatın
boş yere yürümedik onlarla bilesin onu..
kısmetse,
yüklediğimiz bütün acıları
gömeceğz bir yere,
değilse de
bizimle gömecekler o acıları
düştüğümüz yere.

9/09/2015

ıslık çaldım,
zifiri karanlığın korkunç sessizliğinde
çocuklara ninni oldu ıslığım ,
düşmanlara korku..
rıhtımdan eve uzayan bu karanlık yol,
aklımdan kalbime uzayan yol gibiydi
ikisinde de yürümekten korkardım açıkçası
korkardım diye ıslık çalardım
ıslık çalardım diye cesaretim gelirdi
çocuklara ninni oldu ıslığım
düşmanlara korku.

8/17/2015

kurşunun başım üstüne.

beni bulursa kurşunun
efendine selamımı söyle,
senin hiçbir suçun yok
cahil olmaktan öte
hiçbir suçun yok.
Cahil olmakta senin suçun değil,
seni cahil bırakanların
toplumun, eğitimin, devletin,
neden diye sormayan annenin,
sevmeyi öğretmeyen babanın suçu her şey.
Bu dünyayı, senden önce
bir asır önce,
bir ay önce,
bir saniye önce
değiştiremeyen devrimin suçu
senin cehaletin.
bizim suçumuz!
hepimizin, tek  tek, ayrı ayrı
Kürt, Türk, Ermeni, Çerkes,
Alevi Sünni,
Hetero, Homo,
onların, bunların suçu!

kurşunun başım üstüne,
ölürüz de,
bil; vazgeçmeyiz, geçemeyiz
senin gibi bir cahil daha
katil olmasın diye.

kurşunun başım üstüne gözüm,
sana bir utancı miras bırakıyorum
geçmişten silemediğimiz,
ayaklarını çekemediğimiz,
seni insana dönüştüremediğimiz bir utancı.

kurşunun başım üstüne gözüm!
"kör ol demiyorum,
kör olma da, gör beni."

8/15/2015

Mösyö Joe Bousquet,
senden önce var olan yaraların
senden sonra da varlar ve
hepimiz
onları taşımak için doğuyoruz.
senin taşımaya doğduğun
ve taşıyarak öldüğün yaraların
hepimizin hayatının bir aynası değil mi?
şimdi sen,
kalkıp cevap vermeyeceksin
ancak ben sana,
taşımak için doğmuş bulunduğum
yaralarımı anlatarak
ruhunu hafifletmek isterim.

yurdunu onuruyla
savunmak için çarpışmış
ve adına dağlı denen
ve bugün,
bu küçücük dünyanın
kocaman ayrılıklarına sürgün,
sürgününü, yüreğinde bir yara olarak
taşımak için doğmuş
kendine asil diyen sürgünlüklerin
kan ağlayan coğrafyalarında
sanki hiç acı çekmemiş bir tarihin
ardıcıları gibi,
kan akıtarak acıtılan halklarına sırt dönmüş
egemen müptelası bir diasporanın
övgü budalası bir zümresinin
yarasını taşıyorum.
Bu yara,
benden önce de vardı
ve ben bu yarayı şuan taşımaktayım.

tıpkı,
senden önce olan yaralarını taşımaya
doğup,
onları taşıyarak öldüğün hayatının bir aynası gibi
ancak,
bu yaralara teslim olmamaktayım
tıpkı,
sanatdaşın; Soçentsuk gibi.




8/13/2015

şiirlerimi katlettiniz
yetmedi
ellerimi kirlettiniz
yetmiyor.
ya siz hiç iyi değilsiniz
ya da ben hiç kötü değilim
veya buradan bir yol geçiyor;
ta anneciğinizin rahminden
taa cehennemin dibine.

8/11/2015

hayat uzun, kuşlar yerde..

bundan sittin sene önce,
hangi günün
sabahındaydı bilmem.
Hangi pencerenin,
kenarındaydı bilmem.
Hangi kalemin,
mürekkebiydi bilmem.
bir şiire gebe edildi sayfa,
daha kaç şiir vardı, onu da bilmem
ama bildiğim şiir;
"Hayat kısa,
kuşlar uçuyor" diyordu hunharca.
O şiir yazılıp,
sittin sene geçse de üstünden
ve sayfayı şiirlerine gebe bırakan üstad
toprağı kendine gebe etse de
izi; kaldı kadıköy'de bir duvar üstünde
bir kadın bedeninde,
hiç gitmediğim kentlerin
kitap satan köşelerinde
izi kaldı işte
ve bir dizi izi,
defalarca geldi önüme.

hayat uzun,
kuşlar da yerde halbuki,
sittin sene önce,
iki orman çiftliği mesafesinde
uçardı kuşlar yeme.
ve sittin sene önce,
iki dava mesafe arasında
yürürdü insanlar ölüme.

şimdi mi?
simiti görünce konan kuşlardan
ve ölümü görünce kaçan insanlardan
ve açlığına boyun eğmiş
ve şantiye şantiye
ve atölye atölye
ve iş iş kiralık
70-80 model insanlardan
ölmemek için,
yapmadığı kalmayan
hayatı uzatan
yaşamı kısaltanlardan
ve yerde her simit atana
konan kuşlardan öte;
bir de uzay fiziği var.







8/08/2015

,yoldaşlar

Ansızın adınız aklıma düşer,
cennette içtiğimiz çayların
hatrı gelir yoldaşlarım.
o çayların tadını
gözümüzdeki yaşla demlesek de tutmaz artık.
o çayların hatrına,
bize miras kalmış bir kavganız vardır
ve bu kavgadır o çaya demini veren biliriz.

Düşmanlarımız!
onların gemilere sığar bütün varlığı
çünkü hepsi paradır, mülkür.. 
hangi gemiye sığar bizim varlığımız?
bilemezler.
Onlar, salon salon toplanır biter
çünkü bütün salonlarında çıkarları işler
ama hangi salona sığarız ki biz?
bilemezler!

onların cebi şişkin,
ardlarında, silahlarıyla adamları olmadan
zavallı..
onlar,
yalnız kalamayacak kadar korkak,
onların yüreği,
kaburga kemikleri arasında 
elden avuçtan küçük..

ya biz yoldaşlar! ya biz!
cebimiz küçük,
paylaşmaktandır bu küçüklüğü cebimizin
ve bütün sokaklar
cesaretimizle attığımız adımlarımızla özgürdür!
yalnızlığımız;
şiirlerle kalabalık!
yüreğimiz;
filistin de Deniz
rojava da Nejat
kobane de Nart
Türkiye'de Cudi!
Latin Amerika'da Chippas
Kafkasya'da Oshamafe'dir!

Salonlar onların,
sokaklar bizimdir..

8/02/2015

bizimkisi bir savaştır artık

ne geri dönüp ağlamaya
ne de unutup yaşamaya hakkımız var,
sussun ağıt yakanlar
çekilsin ağlayanlar 
kopsun gitsin yüreğimizden
unutup yarına tapınanlar;
bizimkisi bir savaştır artık
ve hiçbir barış
çocuklarımızın cellatlarını kurtaramayacak ellerimizden.
And olsun,
iyiyle kötünün tam ortasında
sırtımızı iyiye dayayıp
kötüyü yeryüzünden sileceğimiz güne!
ve zaptedeceğiz güneşi,
ve güneşte yakacağız cellatın itini
ve hiçbir damla göz yaşı
söndürmeyecek o ateşi

"Akın var akın,
güneşe akın!
güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın"

7/26/2015

oyuncaklar

Çocukların gözyaşı dinsin diye,
oyuncak taşırken çocuklar
gözyaşımız oldular birden bire,
işte bu gözümüzden damlayan yaşı
hangi oyuncakla dindireceksiniz şimdi?


7/23/2015

Neden?

kendime sordum 
belki bin defa
neden bu kadar kötü bu dünya
huzurlu barış varken
neden acıtan savaş sürer
hep birlikte mutlu olmak yerine
neden birilerinin mutluluğu
diğerlerinin mutsuzluğu olur diye
kendime sordum
belki bin defa 
neden diye..


...bu dünyada çok iyi insanlar yaşadı,
çocukları seven, yaşamı seven, barışa umut taşıyan insanlardı hepsi
hepsi karşıydı cinayete, işkenceye, katliama..
ve tüm ömürleri boyunca yaşatmaya çalıştılar insanlığı
...fakat bu dünyada çok kötü insanlar da yaşadı,
hayatı çocuklara zehir eden, yaşama saldıran, savaştan nemalan insanlardı hepsi
hepsi yeminliydi cinayet işlemeye, işkence olmaya, katliam yapmaya
ve tüm ömürleri boyunca iyi insanları öldürdüler.

ve " o iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler, demirin tuncuna, insanın piçine kaldık"

Suruç Şehitleri Anısına

7/19/2015

Apiko Ülfet

bir günah,
iki elden işlenip
ortaya konulur da,
keçisi dağda aranır onun..
Apiko keçi Canberk ya,
sendeki bu ülfetle
bu günah bana yakışır bence.
Razıyım,
bırak günahını
al ceketini,
huzur içinde git buradan.

7/18/2015

devrim?

vicdanımda yaradır,
yokluğu emeği
devrimin ama...
bana büyük bir kent titizliğiyle
inşa edilmiş ya kaosu karakterin,
işte o
devrilmeyi bekler her şeyden önce
ve her şeyden önce devrimin ilk şartı,
üstümüze inşa edilmiş bu karakteristik kaosu devirmek değilse
neyi nereye devirirsek devirelim
bu kapitalist kaosu yeniden inşa edecektir.

bir düşün

Allah şahit (deyim)
herkes biliyor (sende)
benim derdim
içimdeyken
senin ki gezintideydi,
benim ki gizliyken
senin ki bilinmekteydi
ben susarken
sen konuştun
Allah'ın tek kulu
benden sana yönelmiş
tek bir konuşmaya şahit olmadan
çevremizdeki bir çoğu,
sayende hakkımızda iyi-kötü çok konuştu.
şimdi senin derdin
etiketleşiyorken
benim ki hala içimde kaynıyor da,
görüyorum ki,
şaire dönüşüyorsun  malzeme bularak ne güzel?
demişler ya;
insan neyse,
karşısındakini ona benzetir diye,
resmen bu sözü,
kanıtlıyorsun yaşayarak ne hoş?
şiirin yazılacağı her sayfa,
şairin yansıyacağı bir aynadır evet,
ben malzememi dünyadaki zulümden aldım da,
hüzünlü yüzlerce şiir yazdım
sen malzemeni nereden aldın da,
mahlas karakterinle böyle bir şiir yazdın bir düşün.

bir düşünle kalemin gırtlağına yapışıp hesap sormadan
bir şiirin dönüp seni vurmadan
şimdiki rahatın kıçına batmadan
yüzündeki tek rengin kaybolmadan bir düşün..

7/14/2015

ekonomi taarruzu

sancılarla bir gece,
bir geceye daha uyuyorum
direnerek herşeye
ve huzuruma taarruz eden
tabur kurmuş ekonomi orduları
uykumdam yakalamak istiyor beni

kaçsam gidecek,
kalsam dayanacak gücüm yok,

sabahın şafağında bekliyor
borçlar,
alaca karganın
leş'in kokmasını beklediği gibi bekliyor
uyanıyorum da uykumdan
kalkamıyorum, kalkamıyorum!

bittim desem kalanımı da alacaklar!
kalıyorum,
kalanımı bitirmeye yönelmiş bu taarruzlar!

gecenin bana hazırladığı,
bir sabah hediyesi;
alarm sesi.
İşte bu memleketin sabahlarında,
dinmek bilmeyen bir ezan gibi
yirmidört saatin, on ikisini de almak istiyor.
bu taarruza, bu çılgınlığa, bu sefalete
bu ekonomiye, bu orduya
bu sömürüye; dayanacak gücüm de kalmadı.
buradan öteye, gidecek yerim de yok.

7/13/2015

anahüzün

ah ulan memleket,
sana adını koyanın
tekerine çomak sokayım.
Kaç ana sende refaha ermişte,
dolmuş ki
anadolu demişler adına?
anahüzün'sün sen,
anahüzün.


"seni seviyorum" demenin bedeli, yarım yıldır.

Bir kent manzarası akşam üstü
bu balkondan..
ne çok benzer yüreğime şaşırırım?
bir taraf parıldarken
diğer taraf kararır,
parıldayan yere aldanırım..
"seni seviyorum" demenin bedelini
yarım yıldır tanırım
yarım yıldır, yarım.. yaşanırım!


 

7/10/2015

cehennemini cennete çevirdiğin adamın cennetinde cehennemi yaşıyorsun.

yüreğimdeki cehennemden
kendine cennet yaratabilmiştin de,
bu yaratıcılığın hep kafamı karıştırmıştı benim
hep susup
hiç yokmuş gibi davranmıştım sana ama,
kafamı karıştıran şu şeyler
bugün yaşadığımız olduğuna göre,
hakkını vereyim dedim.
senin bu yaratıcılığın, başına dert..
yarattığın cennette,
cehennemi yaşamayı da sen yarattın kendine işte
al sana,
cehennemini cennete çevirdiğin adamın,
cennetinde cehennemi yaşıyorsun.
Mutlu değilsin,
olamazsın, olamayacaksın..
neden biliyor musun?
sebeplerin başka,
söylediklerin bambaşka.

7/06/2015

devasal bir ateş,
pazarlanıyor uluorta güneş olarak
ve sinekler
ateşe uçuyor güneş diye!
ne hazin bir son,
güneşe inanan sineklerin,
ateşle kavuşması.

halbuki güneş,
tüm o karlı dağların ardından,
inananlar için emin emin doğuyor.

7/05/2015

büyük diktatörlere başkaldıran isyanımız,
küçük diktatörlere itaat etmeyecek,
nerede bir tahakküm görürsek,
onu darma duman etmek için pozisyon alacağız
kim yalan söylüyorsa,
onu yerin dibine sokacağız.
mücadelemiz, adaletin yeryüzüne yayılması
kavgamız, hürriyetin ayaklanmasıdır.

ha marje!

son kilometre

neylersin ki,
zaman her an alıp
ara sıra vermektedir bize.
ikimizi bire dönüştüren çoğu şeyin
ayrılıkçı kalkışmalarına
direnecek gücümüz de kalmadı,
sevişmiyoruz ne yazık ki,
savaşıyoruz ve
artık ne yazık ki,
sen sensin
ben de ben
iki kalbin aynı yoldaki,
son kilometresindeyiz
ve kilometre taşı,
bizi ayıran bir sapağa işaret ediyor.

ve bana atamdan miras kalan,
bir mahcubiyetle hoşçakal demekten ötesi gelmiyor ellerimden
atını alıp,
üsküdarı geçenlerin peşlerinden
kara toprağı yâr edinmiş Veysel'e doğru giden bu yol,
artık benim de yolumdur.

6/26/2015

cennete çevirelim her yeri,
her halk özgür ve mutlu olsun
her kadın ve adam sevsin, sevişsin
her memlekette huzur olsun
bunun mimarisinde,
çalışkan emekçiler olalım her birimiz
ama hiçbiriniz,
Oshomafe'yi dahil etmiyorsunuz bu cennete
kurduğumuz cennette
cehenneme sokuyorsunuz beni
yüreğimde tütüyor halbuki Oshomafe,
hiç gitmediğim
ama hep soluklandığım
özgür adamların ve kadınların dağı.


6/24/2015

elimi şiire bulaştıran şey,
katıksız bir yokluk değil
aksine akıl almaz bir varlıktı...
...nasıl mutluluk yokluğuysa hüznümüz
öyle de varlığıydı derdin, tasanın ama,
bütün varlığımız da acılarımız değildi.

Özgürlük yoksunluğumuza isyan eden
umuttan varlığımız vardı,
Adalet yoksunluğumuza direnen
inançtan varlığımız vardı
sefalete ve zalimlere karşı;
dayanışmayla var oluyorduk.

Şiirlerimiz; öfkemizi bastırmak için değil
Şiirlerimiz; öfkemizi bilemek içindi.
Şiirlerimiz hak edene çiçekti,
ama etmeyene değildi, etmeyene silahtı!
Silahımızdı.

6/18/2015

hiç kimse sormadı ki,
neden susuyorsun? diye
halbuki,
en güzel cevabın
susmak olduğunu sanıyordum bir süre..
yatıyordum, kalkıyordum
teselli oluyordum böylece
böylece kazanmak lügatıma girmeden
kaybetmeye teselli olmuş hayallerimin
ayak izleri de silindi hafızamdan.
Ee söyle o zaman
kimim ben?
adımı koyan yakınlarımın
yabancılara terk ettiği,
herkes gibi genel ihtiyaçları uğruna,
ömür kiralayan bir kent serserisi miyim?
yok-yok azıcıkta siyasiyim
benim adıma seçilmiş vekillerin
bana rağmen hüküm ettiği
şu hayata bir itirazım da var ama
adıma düşünmekten başı ağrıyan sevdalığımın
bana rağmen benim için düşündüğü
sefaleti tartışıyorum yüreğimde,
ne desem suç olduğundan,
daha az suç işlemek pahasına,
kendimi ısırıyorum ağzımdan,
dişlerim gıcırdıyor,
dişlerim zavallı,
dökülüyor, 
tüm biyolojik acılarım,
ihtiyarlık rafında sıra bekliyor
ben büyüyorum,
zaman küçülüyor
an geliyor
an çok yakın
an kıldan ince
kılıçtan keskin.

6/14/2015

aç kalmaktan da ötesi,
hiç kalmak, zulmün..
ve yarısı insanın
ki hep başka bir insandadır o,
esas tokluğudur!
ve insanın görevidir diğer yarısını bulması..
çünkü karnı toksa da, varlığı açtır o yoksa
ve kendi varlığına olan açlığını,
insanlığını tüketerek unutur,
insanlığı tükendikçe bu mahlukun,
bir hiçe dönüşür




ağlamak bile
yasaktı bize,
ve ilk kaçak işimiz
ağlamaktı açıkçası

6/12/2015

azıcık aş doyururken karnı,
bu neye çok olma telaşıdır anlayamadım,
cepleri aşmış,
kasalardan taşmış
sayıların yetmediği o malum sayılar
insanı hiç doymayacağı
bir açlığın kölesi yapar da durur,
fakir bir tabak yemekle doyarken
zengin kazanlarla aç kalır
bu neyin birikmesidir?
nereye birikmektedir?

6/10/2015

hep sordum kendime,
neden
ve nereye

5/26/2015

insan olabilecektiniz..

bekledik ki
kırdığınız kalbi iyileştirirsiniz,
attığınız yalanı düzeltirsiniz,
ezdiğiniz insanı anlayabilirsiniz diye..
yetti;
ne siz insan olabileceksiniz
ne de biz daha fazla dayanabileceğiz!
içimizde yanan,
sizin de insan olabileceğinize inanan
saflığın,
kırgınlığıyla körüklenmiş
öfkenin ta kendisidir!

5/17/2015

herkes biraz sevdiğine bulaşır

kim tutarsa ellerinden
ellerine bulaşır elleri
renk verir,
herkes biraz
sevdiğine dönüşür
el ele tutmaktan
aynı yolu gitmekten
aynı şeyi sevmekten
herkes biraz
sevdiğine bulaşır
el ele tutmaktan

...ve ellerimde
biraz ona dönüştüğüm
ve ellerinde
biraz bana benzettiğim
ve aynı yolu yürüdüğüm
sevdiğim, güzelliğim...
yüzümdeki tebessüm,
kalbimdeki heyecan,
içimdeki çocukluk
ondan bana bulaşıyor...

sevdiğim,
her yarınıma bir umut taşıyor.

5/12/2015

10/10luk


içecek su
yiyecek ekmek
gidecek iş
dökecek alınteri
sevecek insan
yazacak kalem
yazılacak şiir; var...

bir azıcık de genel adalet olsa
bir de özgürlük
bir de eşitlik

on onluktu hayat

5/05/2015

acı mühürlü borçlarımız.

faşizm,
eski şehirlerin arka sokaklarında,
ücretli katillerin,
postallarıyla 'acı mühürlüdür' geçmişimize
ve o postallar,
nice çocuğu anasından aldılar
ve biz,
işte tam da bu çocukların analarına,
o çocukları unutmamayı borçlanmışız
ve borcumuz bakidir
'ölüm,
her nereden gelirse gelsin'
ücretli katillerin geçmişini hatırladıkça,
katledilmiş çocukların isimlerini bağırdıkça
ve yoldaşlığı;
insanlık değerlerinin merkezinde buluşturup
intikamlardan öte,
gerçek adalete çevirdikçe
borcumuz her gün,
analara, çocuklara, geleceğe ödeniyor olacaktır.



5/04/2015

Ezildiğim ağırlık, aşkımızın...

balıkçı teknesinin yolunu gözleyen
kediler gibi,
şarap parası toplama işçilerinin,
para isterken ki heyecanıyla..
üç yüz gündür,
üç bin kilometre uzağında yârinin
bir defa tatil yapmadan
her gün,
15 saat çalışan Filipinlilerin,
evine olan hasretiyle yazıyorum adını

Ezildiğim ağırlık aşkımızın,
ama Zannetmesin düşmanlar bu ağırlık yaramdır,
bu ağırlık ki; Güzelliğimdir
bu ağırlık ki İçimdendir

5/01/2015

koşanların hikayesi

bugün koşanların hikayesini,
yarın elbette anlatacaklar
bugün koşanlara engel olanların çocukları
ve yarında,
bugüne dair ne varsa
o koşanların izini taşıyacak
duranların tek izi ise utanç olacak.

4/28/2015

dostun şiiri

ey dost,
sen ki,
sefil dünyanın zulmüyle
ezilmekte olan yüreğimin
sevgililer sevgilisi,
o'na güç ve yarına inanç katan
amaçlar amacısın.
sen,
ah dediğim de
hızır gibi,
vah dedirtmemek için
arı gibi çabalarsın
düşmamın başı üstünde,
sallanan kılıç,
sözümün altında
atılmış imza,
doğru yoluma kefil,
kavgama yeminsin..

bir çok şey de ayrılsakta,
sorumlulukta biriz
ve sorumluğumuz
güneşin sabaha yetişmesi gibi,
olmazsa olmazımızdır
ey dost,
sorumluluk bizim bağımızdır
ayrı kaldığımız herşeye rağmen
buluştuğunuz yerin ta kendisi olmalıdır
ve ikimizden biri
bunu ihmal ettiğinde
bil ki;
dostluğumuz ihmal edilir
ve dostluk, ey dost dostluk..
ihmale gelmez.
sorumlu olmalıyız ey dost,
doğruyu sürdürmek,
yanlışa direnmek için
birlikte yürümek
birlikte dövüşmek için
sorumlu olmalıyız
birbirimize karşı,
herşeye rağmen
sorumlu durmalıyız.

yeter ki umut olsun

zulamda tek sarımlık tütün,
o da kuru
ama umutsuz değil içimi
yeter ki;
inanayım ona
inanayım herşeye rağmen..

önümde bir sokak,
yapayalnız,
kuş da uçar
kervan da geçer
yeter ki inanayım

yeter ki umudumu yitirmeden
her yarına sarılayım
herşey geçer,
yalnızlık masalına dönüşür sokakların
sigara tüter,
kuş uçar,
kervan geçer,
insan sever,

zulamdaki tütünü sarıp,
yalnız bırakılmış sokağın
kimsesizlik ambargosunu deliyorum tüterek..
sigaram tütüyor,
yüreğim atıyor
kuşlar buradan uçacak
kervanlar buradan geçecek
insanlar burada sevecek

Etiketler:

4/27/2015

yeni bir adem.

radikal hayatımın ilkelerini
defalarca ihlal ettim,
kendimi, kendime ezdim
ezilmedim değil yani...
un ufak olurken adım ayaklarımın altında
toza dönüştüm,
adımın tozuna,
zalimin zulmüyle ezilmiş adaletten
hırsızın doğmamış memoşun sütünü çaldığı açlıktan
görüp susmayan cesaretten
inanıp yılmayan kavgadan karıştırdım, harç yaptım
ve yeni bir adem yarattım adımdan.

kendi sınırlarını tanımayan
kendini ezmiş,
ezilmiş adeletle,
çalınmış sütle,
açlıkla
cesaretle, kavgayla
yeni bir adem

ben ve zırhım

zor gecenin koynunda
zırhsızsam,
sebebi vardır
bu zayıflığın..
bilmenizi isterim,
eğer zırhımı çıkarıp,
zora dayanıyorsam dişimle..
aşksız olmayışımdandır
sevgisiz olmayışımdandır
vicdansız olmayışımdandır
ve eğer,
tüm bunlara bir zırh taşıtıyorsam
dünyanın cennet olmayışındandır.

4/23/2015

insan tohumu

(İpe Dizilmiş Şiirlerim)

tohumları bilirim,
ne isterler
ne istemezler anlarım..
insan ki,
gövdesinde taşır tohumunu ,
o tohum,
aşk ister, aydınlık ister..
ikisini de vereceksin o tohuma,
eğer biri olmazsa bunlardan,
o tohumun yetiştirdiği insanda
bir şeyler eksik gider..

Etiketler:

4/20/2015

Çerkes Çocuk Miti

elleri,
taşaltıydı
kelle koltukta derler ya
öyleydi,
öyle bir severdi ki
herşey nasiplenirdi bundan
dünyasını,
doğasını,
yaşamı, halkları, kadınları, adamları, çocukları
hiç mahrum etmedi sevgisinden..
Çerkes doğdu,
hemde en haşiminden
atalarına en layığından
"Çerkeslik İnsanlıktır" sözünden,
milim geri durmadan
en önünde direndi faşizme karşı barikatların
Ağlayan çocukla çocuk olmayı hiç bırakmadı
öldürülmüş evlatlarına sarılan anaya hep evlat olmaya çalıştı,
ellerinden gelse,
kurşunların önünde duvar da olurdu,
ellerinden gelemezdi diye çok üzülürdü
üzerdi onu hayat,
kendisi gibi insanların
birbirini hor görmesi
acı çeken halkların birbirine küfür etmesi
erkeğin kadını ezmesi,
insanın doğayı yok etmesi
üzerdi onu,
üzülürdü hep
ama hep bir umutla atardı kalbi
ve derler ki,
o haşim Çerkesin kalbi,
kardeşliğne inanan her çocuğun yüreğinde
yüzyıllar öncesindeki bir soykırımdan
yüzyıllar sonraki bir diasporaya miras kalır
ve şartlar,
hiç bozamaz bu mirası.


4/19/2015

herşeyi kirlettiler

paslansın diye,
işletmediler demiri
yaşlansın diye,
yaşatmadılar çocukluğu
nerede güzel bir yol varsa,
oraya taş koydular
kim güzel şeyler söylese
onu duyulmaz kıldılar!
güneşi geceye,
barışı savaşa,
sevgiyi nefrete
dostluğu düşmanlığa 
bizi yalnızlığa mahkum ettiler

herşeyi kirlettiler..

ve bizler,
üzerimize işlenmiş bu mel'un yalnızlığı yırtıp,
dostluğa yürümedikçe..
nefret sevgiye
savaş barışa
gece gündüze kavuşamıyor!
güzel şeyler duyulamıyor,
güzel yollar yürünemiyor!
çocukluk yaşanamıyor!
demirler bile ışıldamıyor!

kir sökülüp atılamıyor!


Aşktandır

(İpe Dizilmiş Şiirlerim)

Tüm enerjimizi sömürse de hayat,
yüreğimiz de,
aşk için bekleyen adımlara gebe
deli bir çocuk
sevdiğimizin adını haykırarak ayakta tutar bizi.. (sana)

ve yaşadığımız tüm bu işkence çağı için,
aşk hayatta kalma gücümüzün kaynağıdır. (bana)

biz iyi biliriz ki; (bize)

yorgunluğumuz emekten
gücümüz aşkan,
onurumuz insanlıktan
gururumuz dürüstlüktendir

yediğimiz bir lokmadır,
karnımız açtır
ama tokluğumuz yürektendir
aşktandır, hırsızlık etmemiş ellerimizin,
başkasının ekmeğine dikilmemiş gözlerimizin
onurlu duruşundandır.

Etiketler:

4/17/2015

İşçi Paradoksu Açlık/Tokluk

(İpe Dizilmiş Şiirlerim)

yaz da gelse,
kış da..
ellerimiz emekle yanar,
yüreğimiz haksızlıkla donar..
çalışıp fakir kalmak,
işçi paradoksudur!
günün çoğunu satın alır patronlar,
çocuğunu sevme vaktini,
mutlu bir öpme vaktini
gökyüzüne bakma vaktini satın alırlar
ve tüm bu vakitleri toplar,
sermaye vakti yaparlar!
karın tokluğu,
günün ikramiyesidir
ve bundan ziyadesi yoktur
açlık, işçi dünyasının vebasıdır
ve aç kalmaktansa
tok ölmeyi yeğler işçilerin çoğu
her ne kadar,
ebedi tokluğun anahtarı
geçici bir açlık olsa da,
bunu göze alamazlar!

Etiketler:

4/11/2015

Emeğin Ebeleri

(İpe Dizilmiş Şiirlerim)

sabah güneşin doğuşuyla uyanır
emeğin ebeleri
ve emek onların ellerinden
parça parça,
pıhtı pıhtı örülür yarınlara..
emekçinin ellerinden,
yara yara kopup
pıhtı pıhtı örülen emek
bir yarın daha vaadeder çocuklara!

Etiketler:

4/10/2015

Halklar Şiir Oluyor!

(İpe Dizilmiş Şiirlerim)

geceleri ansızın
gördüğüm bu rüyalar;
bombalar çiçek oluyor
uçaklar çiçek atıyor çocuklara
çocuklar sevinç çığlıklarıyla
koşuyor yarınlara!
ağzımızı kiralamış küfürler yerine,
sevgi sözcükleri oturuyor!
para değil ama
dostluk kazanılıyor..
halklar şiir oluyor
şiirler barış yazıyor
şiirler kardeşlik yazıyor
şiirler eşitlik yazıyor...
...bir anda bitiyor herşey
sabah oluyor!

Etiketler:

4/09/2015

beni başkası olmaya zorladılar

(İpe Dizilmiş Şiirlerim)
beni başkası olmaya zorladılar
ve bende o başkası olamadım açıkçası
ne kendimi bildim kendimde
ne de başkasını buldum..
kendimle,
olmam istenilenin ortasında
yersiz yurtsuz,
tabiatı kaybolmaya dönmüş
ikametgahı ve vatandaşlık belgesi olan
kayıp ve vatansız olarak bulundum.

beni başkası olmaya zorladılar,
düşünsene..
düşünsene martıların balık olmaya zorlandığını
düşünsene balıkların leylek olmaya zorlandığını,
işte öyle benimki de,
ben mutluydum,
mutsuzluğa zorlandım
ben tembeldim,
çalışmaya zorlandım
ve karanlık gecelerin,
fırtınalı akşamlarında
şimşeklerden ürken bir korkaktım
ama cesur olmaya zorlandım!

tüm bu zorlama,
beni şimdi bulunduğum hale taşıdı,
beni zorlayan tahakküm kambur oldu zorlarken
işbirlikçi annelerin-babaların fıtıkları patladı
teslimiyetçi arkadaşların dilinde tüy bitti
ben zorlandığım olmadım ama,
kendimle de kalmadım
tam ortasında hayatımın
ikisi birden olamayan
bir kayıp olarak yazıyorum!

"merhaba, seni seviyorum!"

Etiketler:

3/27/2015

yangınlar

anamın karnından düşüp
ilk nefes aldığım gün öğrettiler bana
acı çekmeyi..
soluk içimi yakarken
ebe dışımı yakıyordu
yani anlayacağınız
içimde ve dışımda bir şeyler yanıyordu
işte bugün,
o yangını görüyorum
o yangını tanıyorum da
ve o yangına karşı savaşıyorum da
ve bu savaş
ayaklarımın üstünden
mezarın dibine düşene değin
içimde ve dışımda sürecek.

3/23/2015

eksik kalmış yüreğimin manzarası: kuzguncuk

hep eksik bi'şey olur
ve hep eksik bi'şeyin acısıyla
sapandan fırlayan taş gibi
evimden fırlayıp,
delice içerek,
soğuktan üşeyecek bir yer bulurum.
ve her nereye gidersem gideyim
gittiğim yere yüreğimde
Kuzguncuk'u da taşır,
henüz üşümeye başlamadan
yüreğimden Kuzguncuk'u çıkarır
manzaraya koyarım.
yani anlayacağınız o ki,
eksik kalmış her şeyin manzarasıdır
yüreğimde taşıdığım Kuzguncuk

3/19/2015

bir hayal

bir hayal,
beni ne kadar yüceltir?
...yüreğimde, yüzyılların tozu
savruluyor doğuya,
yüzyıllarca düşmanlık ettiğimize
neden diye soruyoruz, bir hayal uğruna
ve hiçbir cevabı yok bu sorunun!
tutunuyoruz yarına, el ele, kardeşçe..
kardeşçe bir memleket uğruna!
...yüreğimde, herşeyimi verdiklerim
benden canımı da istiyorlar adeta
bunca yıl, bunca emek, bunca hizmet
bedeli neydi?
bir de kendimi verdim sonunda
ben kimin askeriyim diye soruyorum
bana, benimsin diyorlar!
oysa ben, özgürlüğün,
oysa adaletin, eşitliğin, oysa ben kardeşliğin
oysa ben; onurun askeri değil miyim?
az ötede küfür ettiğim, kim?
kimin ağzından konuşuyorum hunharca?
kimin diliyle,
kim için ölüyorum, kim için öldürüyorum
ne kazanıyorum sonunda?
bir hayal,
bana gerçekleri kazandırabilir
halkıma kardeşliği kazandırabilir
insanlığa adaleti kazandırabilir
memlekete özgürlüğü kazandırabilir
ve işte ben,
o hayalin neferiyim.

3/17/2015

Sipse

sen tarihten kök bulmuş
koca bir çınarın
filiz açmış tohumusun Sipse,
senin ataların;
özgürlüklerini yüreklerine kuşandılar
ve en güzel atlarına binerek
harp meydanında;
ellerinde tüfekleriyle, zincirleriyle
yurdunu teslim almak isteyen zalimlere karşı
cesurca çarpışarak can verdiler
işte sen onların Sipse'sisin,
ağırlığını bil Sipse,
tarihini bil,
kendini bil!
Sana masal okuyanların,
yüzlerine çarp bu tarihi de.

ama herşeye rağmen
senin altın saçların
bugün sürgünlük yaşadığın topraklarda
sana yurdunu göstererek doğan her güneşe değdiğinde,
benim halkımın bayrağı dalgalanır yüreğimde Sipse.

sen hem köklü tarihin,
yol gösterici rehberi
hem o kanlı yılların
bugüne ulaşmış neferisin
senin saçların,
yurdumun bayrağı gibi dalgalanır gözlerimde
senin gözlerin
oshamafeden bizi izleyen setenay'ı hatırlatır bizlere Sipse.

3/10/2015

Halklar/Çiçekler!

bir baksam
hepiniz gelincik oluverseniz
rüzgarda dans etseniz özgürce,
özgünce kokunuzu yaysanız rüzgara!
sonra koparsa sizi de
papatyaları koparan eller
ne farkınız kalır acaba mazlumlukta?
bakın işte,
eli tarihinizin gövdesinden tutmuş
geçmişte neyiniz varsa koparan eller
zalimlikte bir olmuş,
tarihi kopmaktan geçmişi yok olan
siz mazlumlar olamadınız?
hepiniz kendi adınızı bağırırken
o kadar yalnızsınız ki
bütün güzel adlarını saydınız çiçeklerin
bir türlü hepimiz çiçeğiz diyemediniz.
bunu diyemediniz diye
şimdi geleceğinizi tutuyor
geçmişinizi koparan eller.

3/04/2015

ben esirim yaşamaya!

durup baktığım şu hayat
benim zindanım
ve hangi özgürlük
beni benden kurtarabilir?
ben esirim yaşamaya
doya doya
ve hürriyet arzumu bilerken
kölelik bağımı sıkı tutmaya
mahkumum ben...
hangi samimiyet oyunu
arkadaşlık tiyatrosuna çıksa
rolü gereği içimi ısıtabilir ki
ben buz tuttuktan sonra?
unut gitsin,
unutulmayan şeylere akar çünkü zaman
ve zamana takılıp
ahmakça akan ömür
ölüme ansızın karışmaya
hep zamansız yakalanır,
hep eksik kalan bir şeyi taşır
yakalanan;
son defa öpememeyi sevdiğini
son defa içememeyi şarabını
son defa özür dileyemeden;
değişen şeyler için.. unut gitsin!
ama son defa unutmadan,
söylediğin ve yapmadığın herşey için
bir defacık utan,
utan ki hıncım, öfkem bitsin
sonra unut gitsin.
***
ben esirim yaşamaya,
acılarımı, umutlarımı
yaşarım!
hepsine bir anı bırakır
öper, koklar, ağlarım... üzülme!
kim değil ki esiri zaten
acılarının, umutlarının..?
hangi çılgın?
***
hangi samimiyet oyununda
acıları, umutları es geçebilir ki
hayatımızın bir bölümünü
tiyatroya çevirmiş
anılarımızda, anılarıyla
bize oynayan o usta oyuncular..?
o arkadaşlar?

maktul

ne zaman bir gürültü kopsa
ardında bir sessizlik belirir,
katil gürültünün değil
sessizliğin içinde gizlenir
ve ben görürüm cinayeti
önce kulaklarını sağırlaştırır insanın gürültü
sonra çığlıklarına alıştırır çevreyi maktulün
gürültü,
ölümü çoktan kutlamıştır
ölüm maktule çok yaklaşmıştır
herkes susar
maktul son defa bağırır
kimse duymaz
işte bu sağırlaştırmadır.

halklarımız ve haklarımız
emeğimiz ve yarınımız
maktul,
gözlerimiz, kulaklarımız
gürültü koparan boğazlarımız
işbirlikçi,
sessizliğimiz de katili olur; yarınların.
 

3/01/2015

en güzel at, ey güzel adam.

en güzel atlardan biriydi
yüreğinde hazır kıta bekleyen,
sahibi değildin onun
kölen değildi senin
yoldaşdınız birbirinize..
nice zamandır
sen ona binmeye
o seni götürmeye
bahane aradı
ve son bahane işe yaradı
biz de kala kala;
"demirin tuncuna,
insanın piçine kaldık" dünyada.

2/16/2015

kaybetmek-kazanmak

***
ahali sessiz
herkes içine düşmüş
çıngıralıkla hesapların,
ve defterleri dürülüyor
o hesaba uymayanların.
Aynı bedende
farklı etkileri var
bazı duyguların
ve duyguların hesabıyla
değişen adamların, kadınların
uykusu kaçmış bu sessizlikte.
derman arıyorlar yana yana
kendi içlerine yaktıkları ateşe
fikirlerini, yaşamlarıyla deşmekten
yaraya dönüşmüş bu pasa, kire
derman arıyorlar!
***
dermanı kalmamış oysa dostun,
artık gülümsemeler hatırdan
gelmeler, gülmeler alışkanlıktan
gitmeler ise çok net,
çok radikal, çok kanatan.
Henüz gelmeye bu kadar acemiyken
gitmeyi ustalaştırıyor
uykusu kaçmış kadınlar, adamlar
çünkü gelmeye çok yabancıyken
gitmeyi normalleştirmiş zamanlar.
***
ağzından çıkmış kelamıyla
yaşamı ören tavrı arasında
birbiriyle çarpışıp duran
kendini vuran
kendini acıtan
kendine karşı zafer kazanan
zavallı ahmaklar;
bu zaferi kutlarken yatak odalarında
kaybettikleri hiçbir şeyin
dostun, düşün, gülüşün
samimiyetin, iradenin, özgürlüğün acısını anlamıyorlar.

2/15/2015

dilsiz şeytanlar.

yeryüzünde o kadar günah işlendi ki
hiçbir yağmur yıkayamaz artık onu
ve biz de;
paçamızı bir yerden kirletmişiz yeryüzünde...
ne bebeklerimiz
ne annelerimizin ayak altı
ne de dualarımız paklar bizi bu kirden
en iyi halimizle, elimizden bir şey gelmiyor
elimiz ayağımız bağlanmış günaha
ses edemiyoruz, yaşıyoruz
haksızlık karşısında susuyoruz korkudan
en masum şekilde
dilsiz şeytanları oynuyoruz.

dertler

balık sudan çıkınca
insan suya batınca ölür,
gökyüzü kuşların vatanı
insanın rüyası olur,
açlık fakir için bela,
zengin için diyettir.

herşey değişir
yere, zamana ve kişiye göre
herşeyin olduğu yerde
bir değeri vardır
ya alır
ya verir zaman
dertte öyle;
sana küçük
bana büyüktür
senden zaman alır
bana acı verir belki aynı dert

kim küçük görür,
benim derdimi;
işte o puşttur.

2/14/2015

bir anda gittiniz

uzun düşünecek zaman da kalmadı,
öyle ani
öyle hızlıydı ki herşey
ya bu hıza ayak uyduracak
ya da yaşadıklarımın çok gerisinde
geçmişinde hataları kurcalamaktan
geleceğinde kendini bulamayan
iki kat zavallı olacaktım.

Hızlıca düşündüm bende;
siz gittiniz
ben kaldım.
ben yalnız kaldım
siz yalnız gittiniz
sadece yalnızlık çoğaldı
o kadar çoğaldı ki,
içine düştüm onun
içinden bir parça oldum sonra;
ağlayan bebeye meme olmak varken,
yanağındaki gözyaşı olmayı nasip ettiniz bana,
sesindeki tiz olmayı yaşattınız bu kısacık zamanda

ve öyle ani yaptınız ki bunu,
size yetişmek isterken
sizin gibi oldum sanırım.




görevleri

kanadı yalnızca kendini uçurur kuşun
gözü yalnızca kendine görür kartalın
ancak kendini koruyabilir dikeni gülün
ve ayakları insanın;
yalnızca kendini götürür.

kuş uçtuğuyla
kartal gördüğüyle
diken battığıyla
insan gittiğiyle mesuldür.

2/13/2015

insanlar doymazlar

ay ışığı veda öpücüğü verir
sabahın ilk vakti,
pas tutmuş kentin
evsiz kedilerini ve insanlarına.
İnsanlar uyanır,
kediler biraz daha uyurlar bu vakit
çünkü kediler aç karınlarını
insanlar aç gözlerini doyurmak için yaşarlar.
ve sokağın,
ayakta kalmış tek ağacında kargalar
insanların bu açlığına gülerler.
ve bebeler,
annelerini ve babalarını özlerler.

günü ne kediler,
ne bu ağaç
ne de bu ağacın üstündeki kargalar yormaz..
günü insanın açlığı,
doymazlığı yorar
bebelerin özlemi,
anne-baba hasreti yorar günü
ve güneş tüm yorgunluğuyla çeker ışığını 
günün koynundan,
uyusun diye insanlar
kargalar susar,
kediler susar..
ama bir tek insanlar susmazlar.

2/02/2015

kapıları açınca girdiler içeri



kapıları açınca girdiler içeriye,
selam bile vermeden
oturdular.
açık kapıların,
ardı kesilmez misafirleri vardır çünkü!
önce bir insan geldi
düşkün, düşmüş ve sapkın.
Aşağılık hissine kapılmış umutsuz biriydi
gözleri her yeri arıyor
beni görmüyordu,
burnu tarla faresi gibi çıkar kokluyordu,
kalbi yangın gibiydi; ateş saçıyordu!
ürktüm,
eline baktım,
tazecik, nasırsız..
kulakları dinleme cihazı gibi
ağzı nutuk atıyordu her hücreye;
damıtılmış bir fikir biliyordu,
amaçları olan
amaç için olan...
Rüzgar girdi sonra,
sol duvarıma süzüldü,
sağ tarafımı üşüttü
tüm ranzaları havalandırdı önce;
çok öfkeliydi sanki
ama yıkmaya gelmemişti hiçbir şeyi..
yorulmuştu belli,
bir sigara yaktım suret kazansın diye,
suretlendi sonra
otur dedim,
ciğerime girdik birlikte oturduk;
bana söyledi;
Beyrut'un her savaşında
sadece halkın öldüğünü
ve paranın kazandığını,
ciğerim yanmaya başladı
kovdum onu..
insanın burnu tarla faresi gibiydi, çıkar kokluyordu hala..
sonra Emma geldi, Alexander ile;
sonra Nazım, sonra Mahir..
Sonra adını bilmediğim Zenc isyankarları;
afrika'da çocukları yiyen akbabalar bile,
seviyordu o çocukları..
...
umutlarım geldi,
yıkıntılarıyla..
sevdiğim tüm kadınları tesbih ipine dizdim,
çektim..
enkaza dönüşen düşüncemin altında,
'sesimi duyan var mı' diye bağıran umutlar,
yıkılmış ama kaybedilmemiş..
Eskiden gittiğim şehirler,
sırasıyla bana geldi!
Ad Doha bile,.(!)
haydarpaşanın anadolu ekspresi;
benim açık kapıma sefer yaptı;
tamamlansın diye bir de seneler geldi tek tek 2011,
ayları geldi, Mart!
Nisan geldi,
toroslarda davar güden kadınlar;
bu seferde hayallerimi gütmeye uğradılar bir bir..
...
unuttuklarım geldi,
unutmadıklarımı götürmeye;
...
kapattım kapıları;
yine ben kaldım tüm o yığınlardan öteye.

Etiketler:

Moskova'da; Şeytanlar Meclisi!

acılarımız aynı hala,
bayatı bile var,
tazelerinin yanında;
aynı ama!
moskova şeytanlar meclisi,
gizli kapaklı oturmuşlar sanki,
tırnağı etinden ayırma kararı almışlar;
genetik işkence labaratuvarlarında.
bizim acılarımız ise aynı hala;
dilini bilmediğimiz topraklara gelmiştik ya,
dilini unuttuğumuz toprakları izliyoruz şimdi;
şimdi, acılar aynı!
kanımıza bulamış ayrımlar ile;
belki hırçın bir karadeniz değil ama,
öfkeli bir milliyetçilik içinde ölüyoruz.
Moskova şeytanlar meclisi,
bir kaç dağlıyı ele geçirmişse bile fikren
ve zihnen yıpranmış o dağlıları,
halkımın ulu önderi seçmişse;
uyacak değilim!
ayrıca, biz hala yabandayız ve yabancıyız
hala ikinci kimliğimizle yaşıyoruz kardeşler!
orası ile burası;
uçurumun başı ile dibi gibi artık.

Etiketler:

Öğrendim

Karanlığa uzandık körü körüne
şarkısını söyledik rüzgarın.
ne ben senden daha iyi biliyordum yaşamayı
ne sen benden daha iyi;
ikimizde biliyorduk çok iyi yalan atmayı...
ben senin ellerinde köle sanıyordum kendimi,
sen benim ellerimde çürütüyordun yılları;
mahkumuyduk oysa yılların,
ve yıllarla sunulmuş acıların mahkumuyduk, önemsemezdik.
öğrendim arkadaş;
ben hayatın akışınıda yüzmeyi öğrendim artık..
karanlığa aydınlık istemem;
uyumak isteyenler karartır ortamları..
yürümeyi öğrendim tekrar kasılmadan
ve caddeler boyunca yalnızca kendime sarılarak
aşkla;
aşktan ötesini düşünmeden
yalnızca yürüyerek öğrendim devirmeyi.
karanlığa karşı verilecek mücadeleyi öğrendim,
kendi karanlığımı yakmayı..
hiç acımamayı!
egomu ayaklarımın altında hırpalamayı öğrendim.
isteklerimin her zaman olmayacağını öğrendim
iyiki her zaman olmuyor isteklerim;
böylece çabalamayı,
emek vermeyi ve öyle kazanmayı da ben öğredim.

Etiketler:

Ey çiçek!

sen bir çiçeksin;
arısız kalmış, 
ateşler yanmış etrafında; saçılmış tacın, derin yaran!
sen bir çiçeksin,
aşk için kurban seçilecek, aşık için adak edileceksin..
çiçeksin sen;
bir defa arı konmadan
ve sevişmeden özünle; bulaşmadan polenine
açtığın için idam edileceksin.
ey çiçek;
güzelliğin kaderin mi?
dola kökünü yedi özüne,
aç ey çiçek; ölmeye aç!
zehir gibi dola kokunu şu aciz ciğere!

Etiketler:

Ayrılıklar



Pat diye gitmeli insan,
dövüş gibi;
uzatmadan, esnetmeden..
Ağlatmadan gitmeli giden!
henüz hiçbir şey anlamadan,
kaybetmeli sevdiğini
ve anladığı zaman;
çok geç olmalı "dur" demeye;
işkencesiz olmalı ayrılıklar;
uzatmadan, detaysız ve sade.

Etiketler:

şairler için rüzgarlar!

bir rüzgar esse,
üşütürdü
donardık belki
ama ayrılmazdık asla.
şimdi sen göğün ardı
ben yerin dibiyim
sen güneşin sahibisin
ben karanlığın içiyim;
bir rüzgarımız bile yok.
sen satın alınmış şiirleriyle
bunca harfi pazarlayansın
ve yine sen,
genelevinde her yazarın;
vergilerine devletin, fiş kesen cellatısın.
senin şiirlerin satılmış
hem de her şiirin.
bir bombanın, ateşleme fişeğine;
harcanmış adamsın
ödediğin her kuruşu,
belki bir çocuğun göğsüne kurşun yapıp atıyorlar.
Ama!
bir rüzgar essin,
üşütse bile
ayrılmışız dağdan şehire,
şehirde satılmış adamlara,
ağlayan şiirler yazarsın belki
ve belki el açan kalemini! öperler.
ben tutkularını uçurtma yapan adam,
kendime şair demek için sizin gibi satılmışlar ararım durmadan
ve durmadan;
içine yürüdüğüm şeyin şeklini alırım
bu yüzdenim, madalyon gibi..
çok kalitesiz harfleri döşüyorum sayfalara
tahribat için.
tahkikat başlatın isterseniz!
tahakkümler içinde yaşadığınız hayatı,
bombalıyorum durmadan.

Etiketler:

Ayakkabılar!

sadece ayakkabılar taşıdı yükümü,
sadece onlar!
insanlar ise yüklerini taşıttılar beynimde.
evimde kalabalık bir çocukluk yaşadım,
ayakkabılarım ile
ve sokakta yalnız kalabalıklar tanıdım,
gözlerim ile.
tanıştım ey kadınlar;
ojeleriniz ile, parfümleriniz ile
deri çantalarınız, parlak boyalarınız ile tanıştım
ama sizi bulamadım!
aradım, sordum ama, çok aradım sordum.
özgürlük deyimini sakız gibi çiğnerken
hayatıyla özgürlüğü sabote eden kadınlar vardı
ya da ne bileyim;
çok konuşan, çok ama çok fazla konuşan
ve sadece konuşan
ya da okuduğunu yaşamadan,
yaşadığını okumaya çalışan çok fazla kadın!
ben en kalabalık duygularımı,
ayakkabılarıma bindirdim; giydirdim
karabot şiirlerine verdiğim o samimi şeyleri;
samimiyetsiz boyalarınıza birgün bile vermedim!
ayakkabılar;
taşıdınız beni
ve taşıyın biraz daha..
ve biraz ileride,
çok fazla kalmadı oraya;
dağılırım.
Eğer bir sigarayı adayacaksam,
size adayacağım ayakkabılar.
dağılacaksam şu vakit;
size dağılacağım.
insanları anlatacağım,
yara bağlayacaksınız
ve bir an, benim de insan olduğumu hatırlayıp
belki topuğuma vuracaksınız.
Bombalar atan insanları,
şiirler yazan adamlar kurtarır mı?
kurtacağım ayakkabılar, kurtaracağız.
Onların attığı her bombayı,
bir şiirle yaracağız akıllardan
ve düşeceğiz belki,
ölüm denen zenginlik; kapıda hazır kıta.
korkanlar öldü,
biz korkmasakta öleceğiz; zengin olacağız.
Para denen sefaleti,
örüyorum hayatıma
ve bilmiyorum ne zaman geçeceğimi,
vazgeçeceğimi,
hız verecek şeyler arıyorum ovalarda,
çulluk kuşunu da seviyorum artık
pulluk hayatını;
tahliye ederse yüreğinden!
belki iki ırmak gibi, tek damara bürünüp
sel olup akacağız yıkım gibi.
şiirler;
orada mısınız?
oradaysanız ey şiirler!
ayak takımına 's*ktir' deyin
ayakkabılarıma değinin.

Etiketler:

Yeter ki gel

icap etmeden,
takip et,
sevmek haram bu vakit
sevmeden gel.
yollar uzun yürünmezse,
yürünmezse ayaklar fakir!
durmak ahmaklık şu sıra,
durmadan gel.
konuk olacağına dünyana,
sahip gel!
doyumlar zehir şu sıra
acıkarak gel.
Sevmememden korktuğun,
sevdiğimi sorduğun;
canberk diye bildiğin bir çocuk,
korkutmadan gel.
aç deme elini, sende açma!
körüm zifir siyahtır, dış algıya takma...
içine girdiğinin,
dışına çıkmış bak dünya.
et kemikten sıyrıl,
ruhunla gel.
gelimlerinin hediyesi,
elle tutulmasın,
gözle görülmesin.
ayakların yürümesin.
okuduyarak nasır bağlamışsın,
nasırlarından kop,
saf bir akılla gel.
olduğun gibi görünmüyorsan,
göründüğün gibi olamıyorsan,
mevlana'ya gidemiyorsan!
cehennemini söndüreyim,
yakmaya,
ateş ol gel.

Etiketler:

Putlarınız

Gidecek yollar,
gidildi çoktan
ve kalan kaldı aslında;
benimle olmayan,
kendiyle var ya, ne mutlu!
ah!
acılarıyla muska yaptılar
altında;
aklın tüm putları önünde,
yüreksiz durur da yüreğin bağlı onlara
sana hu desem
canın çıkacak korkudan ama,
dostça selam diyeceğim utanmadan.
...ve hani gidecek yollar da,
acı ağaçlarına astığım acılarım içinde
onca haksızlıklık
onca adaletsizlik
onca kulluk içinde
bir de bu olmalıydı, olmadı!
benimle olan,
putlarını bırakmıştı çoktan
olmayan hala putlarıylaydı...

Etiketler:

Zamanla

Gözümü kıstıkça,
kalbimde açıldı kapağı sızının.
Neyim varsa,
bıraktım uluorta
herşeyin ömrü,
zamanın içinde eridi
sakalı çıktı yüzümün,
saçı döküldü başımın
ama kavgası bitmedi aklımın.

Etiketler:

Şocentsuk Aliy

Şocentsuk Aliy!
Şiirler yazan ellerini
silaha mahkum etse de faşistler,
gökyüzün de uçan kuşların
ve kırlarında koşan atların
özgürlüğüydü senin hesabın biliyoruz.
Oysa ne çok istemiştin, değil mi?
daha fazla solumayı rüzgarını vatanın
daha fazla izlemeyi Oşhamafe'yi..
koşmayı, çocukları öpmeyi
ağaçlara sarılmayı ve şiirler yazmayı!
Sen bizim öncümüz,
kalbimizde ki gücümüzsün Aliy.
Eline silah alıp,
yurdunu Nazilere karşı savunmaya da
eline kalemi alıp
vatanına yazdığın şiirler gibi arzuyla koştun eminiz
ama,
sen ölümün değil
sen yaşamın tınısıydın Aliy
ve cephe de tutsak düşüp
Nazi cellatlarının,
nasır bağlamış yürekleriyle
işkenceyle öldürüldün.
Sen bize yurdumuz için şiirler yazmayı
çocukları öpmeyi, ağaçlara sarılmayı
Oşhamafe'yi izlemeyi miras bıraktın.
sen bize silahınla öldürmeyi değil,
kaleminle yaşatmayı miras bıraktın!
sen,
seni katleden faşistler gibi ölümün değil
şiirlerindeki gibi yaşamın temsilcisi oldun!
biz de seni kalbimizde
en güzel yarınlara taşıyoruz Aliy.

2/01/2015

barışacakmışsınız...

Bir barıştır alıp gider aklımı,
henüz kendine barışamamış insanlık
kendi ruhuyla savaşır;
açlığı tokluk değil ki
açlığı zenginlik,
açlığı sahip olmak,
açlığı hükmetmek olan
bu insan evladıdır!
ve henüz yaşamaya doymadan
ölür yokluğuna bir şeylerin
ve siz bu ölüme giden yolda
koloni olmuş hastalar
barışacakmışsınız,
eyvallah buyrun; barışın!

1/29/2015

bazen kitaplar dindirir.

Sertçe öğrendim,
kırıldım, darıldım, küstüm, bayıldım
ayıldım!

Öyle ki;

çektiğim acılar
bitirdiğim okullardan etkili,
okuyarak değil gerçeği
çekerek acısını öğrendim
bir şeylerin!

yumuşatarak söylüyorum,
kırılma, darılma, küsme, bayılma diye
ayılmaya vakit olmayabilir
ve dört tarafımız kuşatılmış
iki tarafımızdan taarruza uğruyoruz
bir tarafımız rehin;

kitapların seni dindiriyorsa,
seni devrimin ninnileriyle uyutuyorsa,
senin öfkeni alıyor
sana boş umutlar yığıyorsa;

kitaplarda yazmayan hayatının
etini kopardığı yeri dokun.

1/27/2015

Ey Kobane!

Ey Kobane!
ölüme, cinayete, katliama rağmen
yaşamak isteyenlerin,
yaşamak için direnenlerin,
özgür kadınların, 
ve cesur adamların kenti Kobane!
sana düşecek diyenlerin,
seni yıkmak
ve mezarlığa çevirmek isteyenlerin
hayallerini yıktın
ve bize
kavgaya inanmanın
ve yaşama tutunmanın
ne olduğunu gösterdin...
seninle yatıp
seninle kalkan yüreklerimiz refah
seni savunan kalemlerimiz dik
seni bağıran sesimiz gür!
Kadınlar, halklar, analar,
çocuklar, onur, şeref 
seninle daha da özgür!
aklımız, inancımız, davamız,
yüreğimiz seninle daha da özgür!
Yiğitlerine selam
mücadeleye devam ey Kobane!

1/25/2015

yaşlandıran alametler

sahtekar adamların alameti bu
söylediğiyle yaşadığı arasında
kum tanesi kadar benzemez,
ağzıyla küfrettiğini
hayatında eylerler sürekli.

...ve ihanet ki
sırt dönülmüş dostun,
elinde hançer gibi
an kollaması 
ve
sır verilmiş dostun dilinde
tüy bitmemesi değil mi?

işte bu alametlerin sonucudur,
zayıfladığım yerden vurulmam
inceldiğim yerden koparılmam...

***

kalemimle vücuduma ördüğüm,
bu nasır
bu et duvarı
bu ruh zindanı;
içimde açan güzelliği
ve henüz uyuyan çocukluğu sakladığım
büyümüş adamdır.

oysa bu zindanın içinde ağlayan
hayalleri olan
hayalleri yıkılmış
size güvenen
güveni sarsılmış
hepinizi seven
ihaneti tatmış
coşarken durmuş
küçük bir çocuktur.

1/22/2015

Çember çember içinde

bu yol,
iki tarafı hainler çevrili
ateş çemberidir
ve bu çember içinde
çember çember içindedir
ve çember çember içinde yanar
eti yanar, canı yanar, aşkı, sevdası yanar 
yana yana kül olan
külleriyle tekrar doğan
doğumları devrime giden
her devrimci yürek;
kendini feda ederek, çoğalır.
kavgasına inancı çoğalır.
az olan yerleri çoğaldıkça,
çoğaldığı yerden devrime boşalır!

Tereddüte yer yok,
tereddüte yer kalmayana dek
ateşten çember,
çember içinde çemberde yanar kül olur
külleriyle doğar.
Her seferinde;
bir parçasını feda ederek aşkının
bir parçasını feda ederek sevdasının
ve kişilsel bağların,
akrabaların, kardeşlerin
ve yeri geldiğinde
tereddüt etmeden anasının, babasının
hatta
çoluğunun çocuğunun
bir parçasını feda ederek,
devrime çoğalır





1/21/2015

elimiz, kalemimiz, şiirimiz

elimiz,
kalem tutsa da
kalemimiz,
şiir yazsa da
şiirimiz,
minnetin değil
isyanın şiiri olsa da,
isyanımız
zulüme, işkenceye, baskıya olsa da;
itirazımız da var unutulmasın, itirazımız!
itirazımız;
sadece zalime değil!
sadece zalimin ettiklerine değil!
sadece onun askerlerine değil!
buna susan mazluma
sırası gelmemiş kurbana
henüz ölmemiş çocukların anasına
itirazımız;
haksızlık karşısındaki şeytanadır!

elimiz,
kalem tutsa da
yumruktur.

kalemimiz,
şiir yazsa da
kılıçtır.

şiirimiz,
namluda kurşunumuz değilse de
bizi zafere taşıyan kavgamızın marşıdır!

isyanımız,
ayrıcalıklara karşıdır!

düşmanımız
zalimin karşısında susmuş mazlumlar
ve onları mazlum etmiş zalimler
ve çocuk katilleri
ve daha çocuğu ölmediği için,
çocuğu ölenleri duymayan annelerdir!



1/19/2015

karanlık zifirisi

Zifiri karanlık
ateş ömürlüdür ama,
korkar ateş olacak kişi,
korkar yanacak kor,
korkar da bekler;
bir başkası yansın diye,
bekler bir başka ateş tütsün diye,
bekler, yanmasını karanlığın
beklerken hiç yanmadan,
hiç yanmadan söner
beklerken.

zifiri karanlık,
yanması gereken ateşin
yanmadan,
yanmasını istediği ateşlerden,
beklediği fedailiğin
hiç göstermediği o cesareti,
hep beklemenin çocuğudur.

nidüğü belirsizlere "tiksinçle"

it sürüde,
sürü tedirgin 
çoban yürür,
kervan sürür hainlerle
asıl hain kimdir ki,
kendine bile
ihanet etmenin,
nefese dönüştüğü şu günde?
***
dişiniz bilenmiş,
karnınız şişkin
kiminiz sağa
kiminiz sola havlayan;
aynı çobanın,
başka renk itlerisiniz sadece
ve her gece,
sağı-solu titreten
dolgun sesinizin
karşıt herşeyine rağmen;
aynı yerde ulumayı
aynı kabdan yemeyi
aynı hortumdan içmeyi
iyi bilirsiniz siz.
***
aynı yere oturmuş
farklı şeyler söyleyen,
aptallar sürüsünün
dişi bilenmiş
hain itleri, iyi dinleyin!
***
havlarken çıkan sesiniz,
o sesleriniz
vız gelir bize, vız..
***
havlamanız ödülünüz içinse,
aha meydan havlayınız...

1/15/2015

Gazanya'dan Güneşe..

öyle sıcak,
öyle güven veren
öyle huzur dolu ki varlığın
yokluğunu ancak bir geceye benzetebilirim
ve varlığını o gecenin sonunda doğan bir güneşe
ve kendimi,o güneşi bekleyen gazanya çiçeğine!

...gelsen de açsam, koksam, nefes alsam
ve doysam...


1/11/2015

ikileştik

iki ucu olduk
bir şeyin,
iki sesi
aynı acıyı bağıran.
Bağırmaktan boğazı kanayan,
kendi kanını
yutmaktan gaddarlaşan
yerli yersiz iki kişi.

bir yönü görüp
iki ayrı yol arayan,
iki ayrı yol yaratan
yarattığı yolda
ikimizi de taşıyan
ikimiz dışında kalanları
acımasızca kanatan
kanattığı yere yürek dağlayan
anlamlı anlamsız iki kişi!

bir benim
iki sensin

***

benden beklendiğin,
sende olmayan şeyler
kabul etmediğin
bende de olmayışı o şeylerin,
aynı öfkeyle
diniyoruz odaya
siniyoruz,
sindiğimiz yataklar
üzdüğümüz kadınlar
anlamlı-anlamsız
açık-seçik mazlumdur.
umurunda mı?
değilse,
o halde tüm kürede
her yaşamı altüst eden,
zalimin düzenine bu öfken
bu celalli söylemin,
bu başkaldırın, isyanın niyedir?
baktığın büyük piçin
küçüğüsün değilse,
derdin nedir?
bana kızıyorsun bıyık altından,
boşluğa bırakıp,
cengaverlerin sonsuza ulaştığını sandığı
o iğneli sözlerin,
hedefin benim,
alınıyorlar dostların,
kendini bile paylaştıkların alınıyorlar
yüzüme söyle,
söyle ki hakkım doğsun
yüzüne cevap vermeye,
söyle ki;
muhatabı ol cevabımın,
söyle ki,
bir kaçış yolu kalmasın.

***

aramızda harekete geçen
ve henüz,
ikimizinde sustuğu bu savaş,
bu dert, bu kırgınlık..
bu yorgunluğum o yüzden;
oynamaktan değil,
saklamaktan, süslemekten.

aynı dağın çiçekleriyiz

aynı dağın
iki farklı çiçeğiyiz
senin de
benim de
suya ve güneşe ihtiyacı var.

İkimizi de
aynı şey öldürür
aynı şey soldurur
aynı şey yaşatır
ama bunca kadar aynı şey
aynı susuzluğumuz
aynı karanlığımız
aynı umudumuz
aynı hüznümüz
ölümümüz, yaşamımız
bunca aynı şey;
seni ben,
beni sen etmez!

sen senle güzelsin
ben benle.
bana seni gerek
sana beni ama;
bana sen olarak
sana ben olarak gereğiz anla.

1/08/2015

batıl saçılış

yüreğimize kuruluyor
vicdan mahkemeleri,

karar açık!
batıl aşkların
tüm senetleri geçersiz,
batıl dostların
hepsi hain
hepsi anlık,
hepsi bir işbirlikçi!

zora dayanın merhamet,
zora ki; eğitimin sıçmış olduğu aydınlık,
o aydınlığın içinden çıkan şair müsvetteleri
o müsvettelerin askere dönüşen şiirleri
o şiirlerin akıttığı kan
o kanın kafa çatlatan ağırlığı
hepsi sanatın batıllığı,
bayatlığı insanın,
saçmalık saçıyorsunuz,
sizde saçılın çil yavrusu gibi
dağılın;
son kez,
tekrar birleşebilmemize fırsat bırakın böylece.


1/05/2015

sefalet

bir gece
yarını düşünmeden
düşünmeden ekmeği
ekmeğin tadını düşünmeden
acıkmadan uyursan...
boşver sefaleti,
sefalet bu düzenin kendi zaten
zenginlikte vaadi...

işte o gece,
dediğim gibi
uyursan
...senden zengini yoktur.

lanet kadın

sorumlulukları
hava kadar hafif,
dili gündem postası,
ağzı kokuşmuş yalandan
dili yaban arısı
lanet kadının tekidir,
bu şiirin anası.
ben onun
ne çektiğini ne bileyim?
doğru bilmem,
ama ne çekmediğini ise iyi bilirim.
iyi bilirim;
zulasında puştluğu,
hiç eksik olmaz
yer yer gezer
insan insan kırmak için.
o güzel teninin örttüğü kafasında,
ne pislikleri var görmüşüm,
iyi bilirim
çirkinlikleriyle yaşar
o koca kafasının altında.
aramıza,
akla kara kadar mesafe koyduğum
boşverin nefreti, öfkeyi
bunu bile çok gördüğüm
lanet insan sıfatının
bendeki tam şeklidir kendi.

1/04/2015

dosta karşı

dosta dönünce
açılır kabuklarım
gözükür yüreğim
ve henüz kanlı bile olsa
o nazlı yaralaımr;
bilirim ki
basılacak tuzun bile,
bir değeri olur.
İşte o an;
dostun en iyisi
bu nazlı yaraları acımadan
samimiyetle-merhamet ikileminde
en tereddütsüz olandır.

1/01/2015

kan donduran soğuk

dışarıda kan donduran;
bir kış,
iki yüz,
üç derece
dört insan..

soğuğu ikiyüzlü kılıyor,
varlık ve yokluk
varlığı yokluğu tayin ediyor,
devletli memurlar.

dört insandan ikisi
ortasınıf bir çift
soğuğu romantizme çeviriyorlar
sarılıyorlar, öpüşüyorlar, yürüyorlar.
Yürüyorlar soğuğun içinde,
el ele
sıcacık evlerine doğru el ele
üç derece soğukta,
kısa bir süre el ele yürüyorlar.

dört insandan ikisi
yoksul;
biri anne biri oğul
soğuktan korkuyorlar
babalarının ölümünden
zatüreden tanıyorlar soğuğu korkuyorlar
karton kutular yakıyorlar, korkuyorlar.

iki yüzlü kılıyor soğuğu
varlık ve yokluk.

Dışarıda kan donduran;
bir soğuk
iki hayat
üç derece
dört insan var.


dosta-düşmana karşı

düşman hazır,
açık ve net
ve ne kadar faşistse bile
o kadar da mert.
fakat siz kuzum,
gizli kapaklı dostlar
cana yakın
hain insanlarsınız.
aynı masada çay içtiğimiz,
aynı ekmeği bölüp yediğimiz,
aynı filme dalıp gittiğimiz güne
lanet olsun.
yüzüme gülerek
ayağıma kazdığınız çukurlar
ibretimdir,
düşmanın saldırıları değil
dostların hainlikleri sarsıntımdır.
ibret aldım sizden,
iğrenç yüzünüzü söküp attım
düşündüm,
hiç giremediğim yüreğinizden,
hiç giremeyeceğiniz yüreğime 
bilet aldım;
anılarımız, kepazelikten ötesi değil
acılarımızda bu kepazeliğin anılarımıza girmesinden.