ha, şu 'oy' mu?


çocukları öldürenler-diyorum,
sanki oy almayarak gelmişlerdi iktidara?
oy verebilirsiniz tabi,
ama çocukları öldürenlere,
oy almamış gibi davranamazsınız.

belki sizin oyunuz,
özgürlük verecektir gerçekten
belki adalet gelecektir oyunuzla
bolluk, huzur, refah gelecektir belki-de

ama bugün;
baskı da,
adaletsizlik de,
açlıkta, savaşta, acı da
başımıza oyla geldi.

o sandıktır ki;
içinden açlıkta çıkarır, bollukta..
kölelikte çıkarır, özgürlükte..

o sandıktır ki;
içinde katiller ile kurbanları
bir araya getirir
ve yarıştırır.


tesadüf değil

tesadüf değil;
Berkin için,
Hasan için, Ethem ve Ali için,
Medeni ve Abdocan için ağlamışız birlikte!

acın, acımdır
kavgan da kavgam ey sevdiğim..

acımızı da çekelim,
kavgamızı da sürelim birlikte,
sokaklara inelim,
inletelim betonlarını istanbulun,
titretelim faşistlerini;
dosta, düşmana gösterelim;
devrimin gelişini.

tesadüf değil;
aynı şeyi arıyor olmamız
belli ki
hepimizin canını yakmışlar
hepimizin olanı çalmışlar bizden
hepimizin davası var!

davan, davamdır
hasretin devrime hasretim gibi yangın şuan!

bedel istedi düşman,
bedel olamadık davamızda,
çocuklarımız düştü, kollarımızda.
Bedel verdik,
söz de veriyoruz o zaman,
bedel de alacağız.


o ateş

gecenin kalbindedir
atışı kalbinin..
işte bu yüzden;
illa yanar bir yerde ateş
yandığı gibi yüreğimizin
öyle derin, öyle anlamlı yanar ateş.
o ateş sorular sorar karanlığa;
der ki;

'ey melun cevap ver;
kaç ölmüş çocuk bedenidir refahın?'

kalbimiz öfkemize taşar,
'ileri!' der vicdan
geri kalan kalpsiz olandır o vakit
bütün insanlar en önde koşar giderler ileri
gerisi zifiridir;
kalbimizin öfkesiyle yanmıştır o ateş;
karanlığı kıstırır
ve sorar;

'ey melun dev-let,
ey kalpsiz taş parçası
ey coğrafyamı dikenli tellerle kanatan,
ey katil! söyle bana;
kaç kilogramdır vicdanın?
on beşinde,
onaltı kilogram bir çocuğu bile kaldıramadın.'


çocuklar ölmüşken

çocuğunu sevmek,
onu korumak,
düşünmek
ve hatta;
sırf bu yüzden
askerden kaçırmak
onun için yalan bile atmak
elbette babalıktır...

ama başka bir babanın
kuzusu ölmüşken,
başka bir baba oğlunu eliyle gömmüşken,
çocuklar ölürken

sayın başbakan evet,
çocuklar ölürken...

çocuklar ölmüşken,
babalara bağırmak sayın başbakan

çocuklar ölmüşken,
ana yuhlatmat,
kesinlikle insanlık değildir sayın başbakan...

posted from Bloggeroid

Uyanamayınca Çocuklar

Katleden belli,
gaz veren belli!
düşman pusmuş değil,
uyan artık;
adı belli, şanı belli!
silahını çekmiş,
resmi belli, kendi belli!

güneşin ateşini,
geceye taşıyın ey dostlar!
zalimi kendi yağında kavurma vaktidir!
bize karşı suç işlendi,
bu suçu açığa çıkarma vaktidir!
bu saatten sonra;
tarafsız kimse yok!

uyanamayınca çocuklar uykularından,
uyuyamasın büyükler kahırlarından!

gidiyor umut, sevinç ve neşe..!




karanlıkta gidiyor, sönüyor umut, sevinç ve neşe.. gel dese ölüm koşa koşa gidecek bence gel demiyor, gel demiyor diye, kalıyor işte. sönüyor ışık, gidiyor umut, sevinç ve neşe..! ölüm sebepsiz bir kaçış, yaşam anlamsız bir yalnızlık.. halimiz; yarımız ölmüş, yarımız çaresiz bir aydınlık! ne ben ölümü verebilirim kendime ne de yaşam şu saatte kendini sevdirebilir bence.

Yalnız Şairler!


yalnızlık düşmüş göğün gözünden,
yerin üstüne,
sırılsıklam yalnızız insanlar olarak...
...ve bir yalnız olarak bakınca;
martılar, yalnızlığa uçmaktalar
gece güneşi terk etmiş yalnızlık olarak durmaktadır!
şarabın tadı bile yalnızdır.

insan bir kere yalnız olmasın,
gözü hep arar uzağı,
kalbi hep bekler birini..
biri hep gelecekmiş gibi;
süzer sokağın başını durmadan..
durmadan hatırlar o kalabalık maziyi;
mazideki kalabalığın,
bugün yoksunluğuyla oranıdır; boşluğu..
ve o boşluğu
ne başka bir yalnız doldurabilir
ne de başka bir anı,
hatırladığı anıları unutturabilir insana!

...ve bir yalnız olarak söylüyorlar
dinleyin bence,
ben dinledim;
şiirleri yalnız kalır şairlerin,
yalnızlıkları şiir yazdırır..
ama martıları hep yalnızlığa uçurur o şiirler,
çünkü şairleri yalnızdır.

ellerine

bana ellerin yeter,
ellerin!
saçımda gezsin,
şiirler yazın yeter

çocukluğum yok olur bilesin.
ellerin yoksa eğer,

posted from Bloggeroid

sevgime, sevgiyle..


Aklıma yığılmış şu taşlara,
takılıp düşme;
açık-saçık söyleyemesem de,
seviyorum işte ama;
ağzımı korkak alıştırmış babam!

Aynı hocamın korkak alıştırdığı gibi,
soru sormaya..

Tıpkı adres sormaya,
korkak alıştırdığı gibi toplumun beni.

aklıma yığılmış şu taşları hoş görme elbet,
tut fırlat;
duvar yapmışlarsa oraya bir yere kır at o duvarı.

ben artık ne babamın kuzusuyum,
ne hocamın maymunuyum

senin;
elbette koynundaki özgürlüğümün mecnunuyum.


heplik


Deri dışı


Kapıdaki köpek,
bahçedeki kediyi
ve
bahçedeki kedi,
ağaçtaki serçeyi sevmedi hiç!

Hemde hiç sevmedi!


Deri içi
Zeka yüreği hiç anlamadı,
yürek zekayı hiç sevmedi
ikisi birden yürümedi.
Hiç tas tamam olmadı,

hemde hiç olmadı!