matematik değil ömrümüz.

*/ matematik değil ki ömrümüz!
çocuk kalan yanımız var
hep kandırılmayı bekleyen,
inanmak isteyen yanımız var
her söyleneni dinleyen.
ağlamaya yatkın
gözleri temiz, temiz bakan bir yanımız var.
matematik değil ömrümüz
matematik değil...
iki artı iki eşittir birimiz var!
düşüyoruz hâlâ
belki kanıyoruz da düşe-kalka
ama hâlâ
düşe-kalka yürünecek bir yolumuz var.



içimdeki boşluk


nereden geldim buraya
bir bilsem,
ne arıyorsam burada
ah bulsam!
hava soğuk mu soğuk
yapraklar düşmüş ağaçlardan,
ağaçlar çıplak,
ağaçlar utanıyorlar mı acaba?
karıncalar çıkmıyor yuvasından.
ben buradayım! Burada!
içimde bir boşluk var
burada mı düşürdüm içimi acaba?



ninni gece


hep ilk geceleri özleyenlerin
son gecelere üzülenlerin arasında
bu geceyi tüm karanlığıyla
ve tüm ağırlığıyla
ne bir ilk ne de bir son olarak
uyutuyorum şimdi..
ninni gece ninni
uyu gece uyu
büyü gece büyü...




kuruyoruz

Gülüşünde yakalardım ömrümün baharını
kalbime saklardım, kalbim ısınırdı
aşk sanardım...
Tohumlarım çatlar, uzar
tomurcuklanırdı çiçeklerim
çok sevinirdim...
Yalancı baharmış gülüşün
hasta edermiş sıcağın,
çatlamış tohumlarım çürüdü
tomurcuk çiçeklerim kurudu...
mevsimle aynı yerde buluştuk şimdi,
o bana kuruyor
ben ona dökülüyorum!
ikimiz de soğuyoruz ve ağlıyoruz.



Bıraktım.

Bir kere ayrılmak
uslandırmadı beni!
Önce yüzünü bıraktım
sonra elini, yetmedi bana...
Yanyana yattığımız yatağı bıraktım
el ele gezdiğimiz sokağıda...
Birlikte gülüştüğümüz, öpüştüğümüz,
birlikte gökyüzünü düşündüğümüz;
İstanbul'u bıraktım!
hepsini sana bıraktım
ceketimi bile almadım..
Bıraktıklarım,
Biraz benim
biraz senin
biraz kimsesiz
Bıraktıklarım
Umarım yetti sana.




sen küçük çocukların katilisin.


sen o küçük çocukların
iyi bilseler de
kötü olan tarafısın,
sen o küçük çocukları
yaşıyor denseler bile
öldüren katilisin,
babasını öldürmediklerinin
annesini öldürmediklerinin,
kardeşini öldürmediklerinin,
arkadaşını öldüremediklerinin,
ve de halkını katledemediklerinin
hastalığısın, açlığısın sen!
sen o küçük çocukların
hasta sanmasalar da
hayatlarındaki mikrobusun,
canını alamadıklarının
aç bırakamadıklarının
hasta edemediklerinin
hayallerini kirletensin sen!
sen o küçük çocukların
adını ağzına alma,
birbirini vuran bu babaların
yetim kalan her çocuğunun
vebalisin, sebebisin sen!
sen bu çocukların
ölü çocukların
ölülerin çocuklarının,
ölümle büyüyen çocukluğun
kirli tek anısısın.



daha ne kadar

önce toprak mülkü olur milletin
sonra  millet devlet olur
devlet mülkü olur milletin,
sonra devlet millet olur
millet mülkü olur devletin.

artık oraya kadar eşitsindir
oradan sonra bir köle!

önce toprak etrafı sarılır
sonra millet mülke çevrilir
bir devlet nizamı yazılır
sonra hak teslim alınır
nizamı olur devletin adalet!

Toprak milletten önce ki toprak
insan devletten önce ki insan
hak nizamdan önce ki hak.
Bir tek sen farklısın artık
sen artık önceki sen değilsin!

Eğilebileceğin kadar eğilmiş
başını toprağa değirmişsin ama
yetmemiş ki sana,
gömüyorsun hala
başını toprağa!
daha ne kadar eğilebilirsin?
Sadece toprağını değil
sadece suyunu değil
aklını da çevirmişler nizamla,
sadece ekmeğini değil
sadece yorganını değil
seni de teslim almışlar!
daha ne kadar verebilirsin?
Kaldır başını da bak
bu topraklar senin de toprağın,
sen işledin, sen ektin, emek verdin bu topraklara!
bu sular senin de suyun,
hayat buldun, hayat verdin toprağa ve suya!
Yediğin her lokma senin emeğin
içtiğin her yudum senin alınterin!
Kaldır başını da bak;
daha ne kadar kör kalabilirsin?